Afyonkarahisar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Afyonkarahisar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2019 Salı

YUNUS EMRE DİYARI SANDIKLI’YA UĞRAMALISINIZ

   Sandıklı, Afyonkarahisar’ın tarihin her evresine şahitlik etmiş bir ilçesi. Yunus Emre’nin diyarı. Her ne kadar Anadolu’da birkaç yerde Yunus Emre mezarı olduğu bilinse de Yunus’un geçtiği topraklara ayak basmaya değer. “Ko beni yatayım, Şeyh eşiğinde, dönmesin şeyhimden yana döneyim.” diyen O değil mi? Yine Lamii (Çelebi,1472-1532) Nafahat Al-Uns tercümesinde "İki çayın birleştiği yerin kurbunda yatur" diye Yunus Emre'nin kabrini bildirmiştir. Gelmişken Tabduk Emre’ye ve Yunus Emre’ye mutlaka uğranmalıdır.
Yunus Emre Türbesi
    Sandıklı deyince Anadolu’da küçük bir ilçe akla gelebilir. Ancak tarihine göz atınca günümüze değin tarihin bütün aşamalarına şahit olmuş bir ilçeden bahsettiğimiz görülecektir. Kaynaklara göre Tunç ve Demir Devirlerine kadar uzanan kalıntıların bulunduğu not edilmiş. Hititler, Frigyalılar, Romalılar bu topraklarda yaşamışlar. 
    Sultan Alparslan 1071 yılında Malazgirt Savaşı’nı kazandıktan sonra Anadolu’da pek çok yeri, kaleyi ele geçirmiş. Afyon ve civarını Emir Sanduk adında bir Bey 1076 yılında fethetmiş. Selçuklu Sultanı 1. Kılıç Aslan 1115 yılında Afyon ve kalesini almış, Germiyanoğulları da Sandıklı yöresini topraklarına dahil etmişler. 
Sandıklı şehir meydanı
   Sandıklı isminin Germiyanoğulları döneminden geldiği rivayet ediliyor. Bizanslıların elinde bulunduğu dönemde Germiyanoğullarından Sahibataoğulları Bizans beylerinden birisinin düğününe katılır. Düğüne giderken tabiiki hediye götürülüyor. Hediye de 40 deveye yüklenen sandıklar içerisinde. Fakat sandıklar çerisinde hediye değil 80 savaşçı var. Herkes eğlence ile keyif yaparken savaşçılar da Sandıklı’yı fethediyor. Bu olay dolayısıyla Sandıklı denildiği biliniyor. 
   Sandıklı Kurtuluş Savaşımızda da önemli görevler üstleniyor. Büyük Taarruzun ünlü komutanlarından Miralay Reşat Bey’in naaşı Sandıklı’ya defnedilmiş. Daha sonra Ankara’ya nakledilmesine rağmen yapılan anıt hala buradadır. 

Sandıklı Kültü Evi
   Türkiye tarihinde adına ilk defa altın basılan ilçenin Sandıklı olduğunu biliyor muyuz? İlk kadın meclis üyesinin Sandıklı’dan seçildiğini? Kadınlarımıza 1934 yılında seçme ve seçilme hakkı verilmesinin hemen ardından yapılan Belediye Başkanlığı ve meclis üyeliği seçiminde Cemile Aydın Belediye Meclisine giriyor. 
Ulu Cami
   Biraz da Sandıklı’da gezilip görülecek yerlerden bahsedelim. Öncelikle küçük ve şirin ilçe merkezine girmeli, eski Sandıklı evlerini görmelisiniz. Bu evlerin yeni binalara terk edildiğini, bunun yerine evlerin restore edip tarihi kokularını korumaları sağlanmalıdır. Bu evlerden birisini ziyaret ederek güzelliğine şahit oldum. Kültür evi haline getirilmiş ve yaren geceleri yapılıp Sandıklı kültürü yaşatılıyor. 
    İlçe merkezinde 1379 yılında inşa edilen Ulu cami görülmesi gerekenlerin en başında gelenlerden bir yer. Manevi yönden eğitim merkezlerinden bir yer olan Sandıklı’da Yunus Emre, Tabduk Emre, Hacim Sultan, Yalıncak Sultan, Nasreddin Sultan, Barak Baba’nın mezarları bulunuyor. 
   Sandıklı şehir merkezinde yeni yapılan bedestende alış-veriş için uygun mağazalar hizmet veriyor. Manda kaymağı, katkısız sucuk, harika lezzetli lokum türleri, çerezler, leblebilerden alabilirsiniz. 


Ulu Cami
   Bu yazıda da tarım konusuna değinmeden geçmek istemiyorum. Jeotermal kaynaklar Afyon ve Sandıklı civarına hayat vermeye devam ediyor. Şifalı su kaynakları için gelenler kaplıca turizmini canlandırırken, sıcak sular ile şehir ısıtıldıktan sonra sera alanları ısıtılıyor. Bu da bölgedeki sera alanlarını hızla arttırıyor. Topraksız sebze üretimi gittikçe yaygınlaşıyor. Sıcak sulardan dolayı neredeyse yıl boyu üretim yapılacak durumda. 
Akdağ Tabiat Parkı (Akdağ Gölü)
   Son olarak Akdağ Tabiat Parkı’ndan bahsetmek istiyorum. Sandıklı’ya yolunuz düşerse mutlaka birkaç saatinizi ayırıp görmeli, oksijen depolamalısınız. Karadeniz’in Uzungöl’üne benzer bir göl var. Yemyeşil ormanlarla çevrilmiş durumda ve kalmak isteyenler için ahşaptan evler yapılmış. Çocuklar için parklar, dinlenme yerleri doğal yapıyı bozmayacak şekilde. Yaz ya da Kış her mevsim güzel olacağı kesin. Ancak şimdiden gölün yaşaması için uyarıda bulunmak gerekiyor. Gölün bir tarafında otel için bir inşaata başlanmış. Eğer bölge inşaata açılırsa, özellikle otel benzeri konaklama yerleri gölün doğallığını ve temizliğini bozacaktır. Güzel Akdağ Tabiat Parkı’na sahip çıkılmalıdır. 
Akdağ Tabiat Parkı
    Sandıklı ziyaretimizde bizi ağırlayan, güzellikleri görmemizi sağlayan bir Antalyalı olarak ilçede herkese kendisini sevdiren İngilizce Öğretmen Bekir Kaya’ya teşekkür ediyoruz.

7 Temmuz 2016 Perşembe

AFYON’DA GÖRÜLMESİ GEREKEN BİR YER: GEDİK AHMET PAŞA KÜLLİYESİ


Gedik Ahmet Paşa Camii
Türkiye sınırları içerisinde ve dışarısında ziyaret etmiş olduğum ve paylaşılması gerektiğini düşündüğüm yerleri bu blog aracılığıyla sizlerle buluşturmaya çalışıyorum. Anadolu’nun küçük ama tarihe şahitlikleri açısından büyük bir kenti olan Afyonkarahisar ziyaretimde, ziyaret emiş olduğum Gedik Ahmet Paşa Medresesi de bunlardan birisidir. Afyon ile ilgili paylaşmış olduğum notlarıma ilaveten inşallah beğenirsiniz.
 
Afyonkarahisar merkezinde birilerine yaklaşıp, nereleri gezebiliriz dediğiniz de Karahisar Kalesi, Ulu Cami, İmaret Cami, Hamam … diye fazla da olmayan yerleri sayalar. Merkezde hangi caddeye girseniz otopark sorunu ile karşılaşacağınızdan, yürüyerek dolaşıp, tarihe şahitlik etmek daha mantıklı bir yaklaşım olacaktır.
İşlek bir cadde üzerinde bulunan Gedik Ahmet Paşa Medresesi’ni bulmanız çok zor değil. Hemen yanı başında hala dumanı tütmekte olan bir hamam yer alıyor. Medreseye hamam yönünden yaklaştıkça bir düzensizliğin olduğuna tanıklık edebilirsiniz. Tarihe, hele hele Osmanlıdan kalan tarihe verilen değer ile bağdaştırsanız da bu özensizliği, mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisi burası.
Gedik Ahmet Paşa Külliyesi Hamamı
Gedik Ahmet Paşa Külliyesi camii, hamam, sıbyan mektebi ve medreseden oluşan bir yapıdır. Anadolumuzun birçok yerinde gördüğümüz ve/fakat ayrı birer binadan ibaret olduğunuzu sandığımız bu yerler aslında hepimizden şikayetçi.
Nasıl olmasın ki? Bu külliyeye ait sıbyan mektebinin yerinde olmadığını, yıkıldığını göreceksiniz.
Gedik Ahmet Paşa Külliyesi ile ilgili araştırma yapanlardan öğrendiğimiz kadarıyla kısaca tarihi geçmişi şöyle:
Gedik Ahmet Paşa görevi sırasında, hem Fatih Sultan Mehmet hem de II.Beyazid devirlerinde ordusunu Afyon’da kışlatmıştır. Kendisinin bu şehre bir gönül borcu olduğunu düşündüğünden de vekil olarak Hacı Mehmet oğlunu, tanık olarak Mevlana Hayreddin oğlu Şemseddin ve Aliyüddin oğlu Osman Çelebi’yi bir külliye yaptırmak amacıyla Afyon’a göndermiştir.
Mimar Ayas Ağa tarafından 1472 yılında yapılmaya başlanıp 3 yıl sonra tamamlanmıştır. Vakfiye 1475 yılında Mayıs ayında Afyon Kadısı önünden düzenlenerek onaylanmıştır. Bu cümle günümüze önemli mesajlar vermiyor mu?
Aradan geçen yıllar külliyenin yapılarını yıpratmış, tarihin yükü ilgisizlikle birleşince yeniden onarma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Tutulan kayıtlara göre külliye “celali” ve “sofa” ayaklanmalarında harap olmuş, ilk olarak 1670 yılında onarılmıştır. Daha sonraları ders okutulamaz hale gelmiş, Birinci Dünya Savaşı’nda esirlere karargah olmuştur.
Gedik Ahmet Paşa Camii

Süreç içerisinde kaderine terk edilen bu Medrese 1928 yılında müze olarak kullanılmaya başlanmış, 1931 yılında tamir görmüştür. Tarihin ve doğanın şartları ağır, elbette zaman zaman onarma ihtiyaçları ortaya çıkabiliyor.
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1940 yılında cami yeniden yapılırcasına tamir ettirilmiştir. Bu bakım sırasında medrese ve hamam da elden geçirilmiştir. Tabi o dönemlerde külliyenin etrafında yapılaşma olduğundan bu binalardan bazılarının yıkılarak etrafın açılması istenmiştir. Ancak bu sırada sıbyan mektebi de yıkılmıştır. Keşke bu yapıda ayakta olsaydı!
Ancak o dönemde külliyenin etrafı açılmaya çalışılsa da günümüzde o bölgede gelişigüzel bir yerleşimin olduğu da aşikardır.
Hamam caminin kuzeydoğu tarafında yer alırken, dışarıdan bakımsız bir görüntüsü vardır. Yetkililer tarihimize sahip çıkarlarsa daha da güzelleşebilir. Medrese güneybatıda bulunuyor. Bu bina içerisinde günümüzde el sanatları konusunda uzman zanaatkarlar hünerlerini ortaya koyuyorlar. Ön kısımda bir de su kuyusu bulunuyor.
Gedik Ahmet Paşa Medresesi Girişi
Gedik Ahmet Paşa Külliyesi ile ilgili değişik makalelerde çok daha fazla detaylı bilgiler yer almaktadır. İsteyenler buralardan bilgi edinebilirler. Ancak Afyon’a yolunuz düşerse, mutlaka ziyaret etmenizi salık veririm. Çünkü özellikle caminin yapısı etkileyici.  

Kaynak: http://www.academia.edu/9738985/Afyon_Gedik_Ahmed_Pa%C5%9Fa_Camii

28 Aralık 2015 Pazartesi

KARAHİSAR KALESİ

Karahisar Kalesi ve Bayrağımız
Karahisar Kalesi Yıkılır Gelir
Kakülü Boynuna Dökülür Gelir
Yayladan Gel Allı Gelin Yayladan
Kesme Ümidini Kadir Mevladan Kadir Mevladan
Ver Elini Karlı Dağlar Aşalım Bayramlaşalım
Ben Bir Koyun Olayım Sen De Bir Kuzu
Meleye Meleye Getirem Yazı
      Melodisi ve sözleri ile dikkat çeken bir türküdür “Karahisar Kalesi.” Belki birçok kimse nerede olduğunu bile bilmeden severek dinler ve söyler bu türküyü. Afyon diğer ismi ile Afyonkarahisar şehrine yapmış olduğum ziyarette, Karahisar Kalesi ilk ziyaret ettiğim yerlerden birisidir.
 
Şehrin her yerinden görülebilen ve dalgalanan Türk bayrağı ile ben buradayım demektedir. Bu davete icabet etmemek elbette olmaz. 
    Kaleye çıkmak için Afyon şehrinin en eski yerleşim yerine uğramanız ve dik merdivenleri çıkmanız gerekiyor. Ancak her zaman olduğu gibi küçük bir araştırma yapmanızı ve burası hakkında bazı bilgiler edinmenizi öneririm.
    Tarihi notlara göz atacak olursak, Karahisar Kalesi’nin Hitit İmparatoru II.Murşil tarafından M.Ö.1350 yılında askerlerinin kışı geçirmesi için yaptırıldığını öğreniyoruz. Yaklaşık 226 metre yüksekliğinde olan kalenin o dönemdeki ismi ise Hapanuva (Yüksek Tepe Şehri)’dır. Kaleye çıkabilirseniz, çevresine nasıl hakim olduğunu ve stratejik bir yer olduğuna şahit olursunuz.
    Tarih M.Ö. VIII-VII yüzyılları gösterdiğinde buraya Frigler hakim olmuşlar, kalenin eteklerine Akronio veya Akronium adı verilen yerleşim yerlerini yapmışlardır. Tarihin daha sonraki dönemlerinde ise bu bölge Lydialılar, Persler, Pergamon Krallığı, Romalılar Bizanslıların eline geçmiştir.
    Biz Türkler ne zaman buralara gelebilmişiz derseniz, Anadolu’ya güzel bir zaferle ismimizi yazdırdığımız Malazgirt Savaşı’ndan sonra XI. Yüzyılda Selçuklular buraya yerleşmiş, burada yaşayan Türk boyları kayalar üzerindeki bu kaleye Karahisar ismini vermişlerdir.
   Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat bu kalede hazinelerini saklamıştır. Selçuklu vezirlerinden Sahip Ata Fahrettin Ali ve oğullarına kale muhafızlığı verilmiş, bu nedenle de ismi Karahisar-ı Sahip olmuştur. Sultan Alaeddin Keykubat burada cami, saray, erzak ambarları, cephanelikler, sekiz su sarnıcı ve değerli eşyaların saklandığı bir de mahzenler yaptırmıştır. Burası Osmanlılar döneminde de kullanılmıştır. Örneğin Sultan II. Selim kaleyi onartmıştır. Bölgede en iyi afyonlar yetiştiği için kalenin adı Afyonkarahisar olmuştur.
Karahisar Kalesi'nden şehrin görünüşü
     Karahisar Kalesine çıkmak için Ulu Caminin karşısındaki ara sokaktan yukarı doğru yol almanız gerekiyor. Mehmet ve Ahmet Efendiler ve Ahmet Turhani türbelerinin arasından geçen küçük sokak sizi hafi hafif çıkışa hazırlamaktadır.
    Merdivenleri tırmandıkça şehre yukarıdan bakmaya başlıyorsunuz ve böylece daha yakarıya çıkma cezbine kapılıyorsunuz. Merdivenler dikleşmeye başladığında, benim gibi kışın soğuğunu hissetmeye başladığınız dönemde buradaysanız, soğuğu yüzünüzde hissediyorsunuz. Tırmanılan merdivenlerin zorluğunun vücudunuzu ısıtması ve hafif rüzgar birbirini dengeliyor. Kale surlarına yaklaştıkça diklik artarken, burada yaşayanlar nasıl çıkmışlar, dönemin askerleri ne zorluklar içindeymiş demekten kendinizi alamıyorsunuz.
    Nihayet zirveye, surların içine girdiğinizde şehrin enfes manzarası sizi kucaklıyor. Zamanında yaşamın olduğu bu yerde neler yaşandığını gördüklerinizle birlikte içselleştirmeye çalışıyorsunuz. Dalgalanan ay yıldızlı bayrağın gururu ise bir başka, belki de tarifsiz bir his. Kaleden Afyon şehrine bakarken Kurtuluş Savaşı ve verilen mücadelenin aklınıza gelmemesi ise imkansız.
    Anadolu birçok medeniyete ev sahipliği yapmış medeniyet beşiğidir. Bu ev sahipliğinin yaşanmışlıkları ise birçok tarihi gerçeklerle birlikte efsaneleri de beraberinde getirmektedir. Tarihin düştüğü nota göre “Efsaneler gerçeklerin izdüşümündedir.”
Karahisar Kalesi'nden Ulu Caminin Görünüşü
    Bu durumda Karahisar Kalesi ile ilgili bir efsaneye kulak vermemek olmaz: Battal Gazi’nin Afyonkarahisar’da 740 yılında öldüğü tarihçilerin birleştiği bir gerçektir.
    Efsaneye göre “Battal Gazi ile yakın arkadaşı Ahmet Turhan kaleyi ele geçirmek için sıkı bir kuşatma yapar, içeridekilerin dışarısı ile bütün bağlantılarını keser. Kale komutanı, bunun üzerine Bizans İmparatoru’na haber gönderir ve 100.000 kişilik bir ordu yardıma çıkar. Kalenin burçlarından Battal Gazi’yi görerek aşık olan komutanın güzel kızı, kötülük gelmemesi için çimler üzerinde uyumakta olan Battal Gazi’ye bağırır, ancak duyuramaz. Sonra bir kağıt yazar, taşa sararak üzerine atar. Battal Gazi, bir iki kıpırdandıktan sonra hareketsiz kalır. Battal’ın uyunmadığını gören kız telaşlanır, babasına Türk’lerin komutanının çayırda uyuduğunu söyler ve güya O’ nu öldürmek için zehirli bir hançer ister. Battal Gazi’nin yanına gelen kız onu ölmüş olarak bulur. Çünkü attığı taş, Battal’ın kulağına gelmiş ve ölümüne neden olmuştur. Kız üzülür ve hançeri kendi kalbine saplayarak hayatına son verir. Bizans ordusu kalenin eteklerine geldiğinde amansız bir savaş başlar, Ahmet Tarhan askerleriyle birlikte şehit olur. Ahmet Tarhan Karahisar Kalesi‘nin eteklerinde, şu anda Ulu Cami‘nin karşısındaki mezarına gömülür. Yenilgiden sonra çok şiddetli bir fırtına başlar ve Battal’ın cesedini Eskişehir dolaylarına atar. Böylece Bizanslılar, Battal Gazi’nin öldüğünü anlayamaz ve daha uzun süre onun korkusuyla yaşarlar.”
    Afyonkarahisar’a kadar gidip, yol güzergahı olarak kullanıp kaleye çıkmamak olmaz. Şiddetle öneririm.

13 Aralık 2015 Pazar

MEHMET VE AHMET EFENDİLER TÜRBESİ İLGİ BEKLİYOR


     Ülkemizde ve yurt dışında çıkmış olduğum gezilerde tarihi, dini ve turistik mekanları gezmek, incelemek zevk aldığım aktiviteler arasındadır. Gezi Türkiyemiz sınırları içerisinde olduğunda ise Selçuklu ve Osmanlı eserleri, tarihi camiler, türbeler tarihimle gururlandığım yerler oluyorlar.
     Gezdiğim, gördüğüm yerlerde Türk tarihine damga vurmuş her değere sahip çıkılması açısından yaklaşır, değerlendirmelerimi de buna göre yaparım. Gördüğümüz güzellikleri paylaşırım ki gören her göz de bu değerlere katkı koysunlar, bu haza ortak olsunlar isterim.
     Şahit olduğum olumsuzlukları, özensizliği ise sahip olduğumuz kıymetlerimize daha fazla sahiplenilmesi için yetkililerin gözüne sokarcasına ortaya koymaya çalışırım. Velhasıl değerlerimizin değerinin bilinmesi için paylaşımcı olmaya çalışıyorum. Sizlere ulaştırmaya çalıştığım aşağıdaki satırları da bu açıdan sizlere sunuyorum.
     Ekim ayının son haftasında Afyonkarahisar’a bilimsel bir toplantı için gitmişken kültürel değerlerini yakından görmek için şehir merkezinde dolaştım. Afyon’un eski yerleşim yerinde bulunan Ulu Cami ilk uğradığımız yer oldu. Caminin içine girdiğimizde gördüğümüz tarihi dokuya hayran olduk.    
Türbenin arkadan görünüşü
     Bu kısa yazıya asıl konu etmek istediğim ise Ulu Caminin karşısında bulunan türbeler. Bunlardan birisi “Mehmet ve Ahmet Efendiler” Türbesi. Bu türbenin yola bakan kısmı (yazının baş tarafındaki resim) bile bakımsızlığı ortaya koymaktadır. Türbenin Karahisar kalesi tarafında kalan kısmında yani arka kısmında ise çevreleyen duvar bile yok. Arkadaki  bakımsızlık daha da üzücü duruyor.
    
Kapı yanında asılı levha

    Türbenin giriş kısmında eskimiş, yağmurda ıslanabilecek çerçeve içerisinde bir yazı bulunuyor. Yazıda türbede ebedi istiratgahında bulunan bu zatların kim olduğu hakkında bilgiler yer alıyor.
    Bir de yola bakan kısmında taş üstünde çerçeve içerisinde yer alan bilgiler yazılmış. Bunun dışında bilgilendirici başka da bir şey yok. İnternetten kısa sürede bu türbe hakkında yeterli bilgi de bulunamıyor.



    Bu kişiler hakkında yeterli bilgi bulunamamasına mı yanmalı, türbenin bakımsızlığına mı üzülmeli? Türbe binası üzerinde ise “Bu eser korunması gerekli tescilli kültür varlığıdır.” yazıyor. Ancak bu şekilde bir koruma insanı üzüyor. 
Yol kısmında taş levha
     Türbe binası üzerinde Mehmet ve Ahmet Efendiler hakkında şu bilgiler yer alıyor: “Onaltıncı asırda yaşamış olup Ciltenan ismi ile meşhur 40 kişilik grubu teşkil eden Sultan Divanın talebelerindendir. Sultan Divanı ile Çaldıran Seferine, Suriye ve Mısır Seferine iştirak eden Yavuz Sultan Selim ordusunda savaşan ve yararlılıklar gösteren Mevlevi dervişleridir. Sultan Divanı tarafından tarikat kardeşi yapılmışlar, vefatlarında vasiyetleri üzerine aynı yere yan yana gömülmüşlerdir.”
    Bu türbenim yan tarafında Karahisar Kalesi’ne giden küçük ara yolun kenarında ise Ahmet Turhani Türbesi yer almaktadır. Tek başına bir mezar ve kaynaklara göre mezar taşı bile sonradan yapılmış bir yer. Kendisinin aslen Rum, iri yarı ve pehlivan gibi bir zat olduğu rivayet edilirmiş. Anlatılanlara göre Battal Gazi ile güreşe tutuşmuş, yenilince de Müslüman olmuş. Daha sonra da Battal Gazi’nin yanında savaşlara katılmıştır. Afyon Bizans’dan alınırken Battal Gazi ile birlikte burada şehit düşmüş, mezarının bulunduğu yere defnedilmiş.
Türbenin girişi
    Bu türbelerin bulunduğu yerlerin daha intizamlı şekilde restore edilmesi, güzelleştirilmesi, terkedilmiş görüntüden kurtarılması gerekiyor. Türbenin manevi öneminin yanında, yerli ve yabancı turistlerin yoğun olarak uğradığı bir bölge olması nedeniyle yeniden restore edilmesi oldukça önemlidir. Bu konuda Afyonkarahisar yetkililerinin gereğini yapacağını düşünüyorum.
Ahmet Turhani Türbesi