Likya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Likya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2016 Cumartesi

TLOS NEREDE?


Tlos Kenti
TLOS nedir? Yenilir mi, içilir mi, yer mi, gezilir mi sorusuna, blog yazıma fazla ilerlemeden cevap verelim, verelim ki okuyucular sıkılmasınlar.

TLOS bir antik kent ismidir. Muğla’nın yeni ilçesi Seydikemer sınırları içerisinde yer alır. Nerede olduğunu, gezilmesi gereken başka güzel bir mekan ismi daha vererek pekiştirebiliriz. Herkesin hayran olduğu ve eşsiz manzarası ile doğa tutkunlarını kendine çeken Saklıkent kanyonuna 3-5 km, yoluna 4 km uzaklıkta, Fethiye’ye ise 40 km uzaklıkta yer alıyor.

Tipik bir köy yolunda asfalt zeminden ilerleyip ulaştığımız Tlos, Saklıkent Kanyonu’nun aksine daha az ziyaretçiye sahiptir. Ancak tatil gezilerimde fırsat buldukça ziyaret etmeye çalıştığım arkeolojik kalıntılara merakım, yaklaşmışken burasını ziyaret etmeden bıraktırmadı.

Öncelikle bu kenti yakından tanımak için tarihi geçmişine dair bazı bilgileri aktarmak gerekiyor. Bu bilgiler, büyük gayret, emek, zaman harcayarak santimetre santimetre ilerleyen arkeologlardan derlenmiş bilgilerden oluşuyor.

Tlos Kaya Mezarı


Tlos özel bir kent, Likya Uygarlığı için önemli yerleşim merkezlerinden birisidir. Kentin tiyatrosu MÖ 3.yüzyılda yapılmış, MS 240 yılında yaşanan depremden sonra onarılarak günümüze kadar ulaştırılmıştır. Kentin önemini göstermeye yetecek bir de tapınak var. Anadolu’da başka bulunmayan Kronos Tapınağı tanrıların tanrısı gök tanrı Kronos’a adanmıştır. Tlos’un tarihte önemli bir yer olduğu UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınmasından da bellidir.


Bir de bu isim nereden geliyor ona da değinmek gerekir. Tremilus ile Praksidike’nin oğullarından olan Tloos’un isminden geldiği kabul ediliyor.

Tlos’un yerini düşünürken şu kentleri de arkeolojik şehirler haritasından bakarak perçinleyebiliriz. Xanthos, Patara, Pinara, Olympos ve Myra. Bunlara Tlos’u da ekleyince, buluntulara göre bu şehirler bir “birlik” olmuşlar ve üç oy hakkına sahiplermiş. Bunların en büyüğü Tlos ve oy hakkı varmış.

Amfitiyatro
Anadolu toprakları Roma İmparatorluğu’na dönüşünce kent önemini korumaya,  Metropolis ünvanına devam etmiştir. Patara’daki Yol Kılavuz Anıtı’nda Likya yol ağının yedi farklı şekilde Tlos’a çıktığı belirtilmiştir.

Dini açıdan bakıldığında Hristiyanlık için de önemli yerlerden birisi olmuş bir antik kenttir Tlos. Yani Likya’nın önemli piskoposluk merkezlerindendir ve bu durum MS 12.yüzyıla kadar devam etmiştir.

Arkeolojik kalıntılardan elde edilen bazı bilgileri özetler aktarmaya çalıştım. Peki bizim tarihimiz açısından bu şehrin bir önemi var mı?
Kanlı Ali Ağa'nın Zirvedeki Şatosu

Bu sorunun cevabı elbetteki evet. Örneğin Osmanlılar bu kentin zirvesini ve bazı yerlerini kullanmışlardır. Bu bölgeye 19. Yüzyılda gelen “Kanlı Ali Ağa” bir Osmanlı Derebeyi’dir. Akropolün zirvesine Ali Ağa şatosunu yaptırmıştır. Bu kısım incelendiğinde sonradan ilave edildiği görülmektedir. Bu Beylik buraya yerleşmiş, kışlıklarını buralarda saklamışlar, savunmalarını burada yapmışlardır.


Hititler döneminde “ülke” olarak bahsedilen Tlos’u ziyaret etmenizi öneriyorum. Tarih ister yakın olsun isterse de uzak olsun, ders çıkarmak, zamanımızı anlamak, geleceğe yön vermek için çok önemlidir.

16 Ağustos 2014 Cumartesi

HAYALET ŞEHİR: KARMYLASSOS (KAYA KÖY)


Fethiye tatili vesilesiyle gezip görme şansı bulduğum yerlerden birisi olan, antik dönemde “Karmylassos” adını taşıyan, günümüzde “Kaya Köy” denilen görülmesi gereken köyden bahsetmeden, isterseniz önce Fethiye’nin tarihi kökenin nereye dayandığından dem vuralım.
Fethiye, çok eski çağlardan beri önemli bir yerleşim merkezidir. Bu kente antik dönemde “Işık Yurdunun İnsanları” anlamına gelen Likyalılar sahip olmuştur. Antik tarihin izini sürenler tarafından belirtildiğine göre, o dönemlerde bu bölgenin adı Telmessos’dur. Telmessos M.Ö.545’de Perslerin egemenliğine girmişse de M.Ö.333’de Büyük İskender’in olmuştur. Büyük İskender’in dünyadan ayrılışından sonra Telmessos bir süre Mısır Kralı Ptalomus’un egemenliğinde kalmıştır. Daha sonra Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilmiş, bu dönemde “uzak diyar” anlamında Meğri (Makri) ismiyle anılmıştır. Roma İmparatorluğu ikiye bölündükten sonra Fethiye (Meğri) Doğu Roma/Bizans İmparatorluğu’nun sınırları içinde kalmış olup, 1282 yılında Menteşe Beyliği’nin kurucularından Menteşe Bey tarafından fethedilmiştir. Osmanlı toprağı olması ise 1424 yılına denk gelmiştir. Osmanlı döneminde bu bölge halk arasında Beşkaza diye anılmıştır. Cumhuriyetin kurulmasıyla Muğla’ya bağlanan Meğri, 1913 yılından Şam’dan havalandıktan sonra Teberiye yakınlarında uçağı düşürülen pilot Fethi Bey’in ismine ithafen Fethiye olmuştur (1934).
Boşaltılmış Rum Evleri
 
Gelelim son yıllarda hayalet kent olarak ifade edilen Karmylassos hakkındaki bilgilere. Fethiye’nin yaklaşık 8 km güneyinde yer almakta olup, geçmişi M.Ö. 3 binlere dayanmaktadır.
Kaya Köy’ün günümüzde ilgi odağı olmasının başlıca nedeni Kurtuluş Savaşı sonrasında Yunanistan ile yapılan mübadele ile boşaltılan bir yer olmasıdır. Burası terk edilmiş bir hayalet kent görüntüsündedir ve “Hayalet Şehir” ismi ise buradan gelmektedir. Bir Rum kentidir.
30 Ocak 1923 tarihinde Lozan’da imzalanan Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol’e göre Türkiye'deki Rum-Ortodokslar ile Yunanistan'daki Müslümanların (Türk olmayanlar dahil) büyük bölümünün karşılıklı olarak yer değiştirildi.
Kayaköy bölgesinde yaşayan 12 bin Rum, 6 hafta içinde oradan ayrılmışlardır. Yunanistan’dan gelenler de aynı bölgeye yerleştirilmişlerdir. Ancak gelen Müslüman-Türkler tarımla uğraştıklarından ovaya dağılmışlardır.
Ben, bazıları gibi Rumlar gönderildiler, kolluk kuvvetleri geldi, bu insanlar neden gönderildi gibi günümüzden bakıp o dönemin koşullarını yok sayarak ahkâm kesmeyeceğim. Çünkü tarihi vakalarda o dönemin koşulları önemlidir. Eğer kendi Milletimi sorguladığım bu noktada, bizim insanlarımıza yapılanlar ne olacak? Günümüzde bile…
Öyle ki Kayaköy’ün yamacına dayalı olarak yapılan evlerin tamamı Osmanlı İmparatorluğunun geç dönemlerinde, azınlıklara tanınan haklarla 19.yy’ın ikinci yarısı ile 20.yy’ın ilk çeyreğinde iskân edilen Rumlarca yapılmıştır.
O dönemlerde yaşayan halkın Levissi dediği Kayaköy’ün görülmesini tavsiye ediyorum. Mistik bir hava yakalayabilirsiniz, yakalayamazsanız da o dönemde yaşayanların nasıl bir yaşam sürdüğünü düşünerek şehri dolaşabilirsiniz. Ancak gezi öncesinde mutlaka burası hakkında kısa bir bilgi edinmelisiniz ya da bir rehberden yardım almalısınız.
Şehrin hayalet görüntüsünde olmasının nedeni, bugüne kadar bir çivi bile çakılamamasıdır. Evlerin ahşap olan kesimleri ve çatılar zamanın acımasızlığına boyun eğmek zorunda kalmıştır. Bazı evlerin pencereleri yerinde olsa da çoğunluk artık harap durumdadır. Mutlaka Kültür Bakanlığı ya da ilgili kurum ve kuruluşların burasına el atması gerekmektedir. Bir de bizim hazine avcılarımızı bu tür yerlerden uzak tutmak gerekiyor.
Tatilciler; deniz, yüzme, disko, bar, yatıp uyuma dışında kültürel anlamda bir şeyler yapmaya ne dersiniz?
Belki bilinçli yapılacak gezi ve dile getirilenler orada bulunan 3500 evin canlanmasına vesile olur…