Finike etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Finike etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2025 Perşembe

Limyra Notları…

Antalya turizm açısından çok önemli tarihi mekanlara sahip bir şehir. Doğusundan batısına bütün ilçelerin tarihi açıdan farklı önemi bulunuyor. Finike, Antalya’nın en güzel ilçelerinden birisidir.

Finike’nin tarihini konumlandıran mekanlarından birisi de Limyra Antik Kentidir. Turunçova ve Sahilkent mahallelerinin sınırları içerisinde yer alıyor. Toçak Dağı’nın güney eteklerinde ve Finike ovasına bakan eski bir yerleşim yeri.


Tarihiyle ilgili bilgileri değişik kaynaklardan takip edebilirisiniz. Kısa bir göz atışıyla ulaşabileceğimiz bilgiler arasında, birkaç satırla ifade etmek gerekirse, Roma ve Bizans dönemini görebildiğimiz bir yer.

Limyra’nın adı, Likçe yazıtlarda “Zemuri” adıyla geçiyormuş. M.Ö. 4'üncü yüzyılın ilk yarısında Likya Kralı Perikle döneminde Likya’nın başkenti imiş. Yani Finike’mizde bulunan bir antik kent tarihin uzak zamanlarında başkentlik de yapmış.

Limyra’da diğer antik şehirlerde olduğu gibi bir tiyatro, kilise, döşeme taşlardan oluşan etrafında sütunların olduğu bir yol, mezarlık gibi kalıntılar var. Bu kalıntılar zamanlar defineciler tarafından talan edilmiş. Depremler gibi doğal afetler de gelmiş geçmiş.

Örneğin sütunlu yol şu anda sular altında ve sütunlar yok. Dağın yamacından çıkan buz gibi kaynak suyu, bu yol boyunca dere oluşturmuş akıyor. Yerli ve yabancı turistler suyun soğukluğunun cazibesi ile yüzmek için geliyorlar.

Limyra içerisinde iki tane türbe de yer alıyor. Manevi açıdan ziyaretçi çeken bu türbelerden birisi Sahabe Bedir Hazretlerine, diğeri ise Derviş Muhammed Nidai Kasım hazretlerine ait. Kâfi Baba Türbesi olarak da biliniyor.

Limyra Antik Kenti’ni son ziyaretimin üzerinden yaklaşık 3 yıl geçti. Önceki ziyaretimde buralara verilen önemin daha kötü olduğunu gördüm ve yine bir yazı ile duyurmuştum.

Önceki ziyaretimde Kâfi Baba Türbesi çok kötü durumdaydı. Şu anda restorasyon çalışmaları devam ediyor. Bitince tertemiz bir mekân olacak.

Bedir Hazretlerinin Türbesi açık alanda olmasına rağmen daha temiz hale gelmiş. Etrafı çevrilmiş. Cuma günleri sabah namazından sonra ziyaretçiler Fatihalarını okuyor. Buraların önemini ortaya koymak adına katkılarından dolayı İsmail Katkıcı Hocaya teşekkür etmek gerekiyor.

Antik Kent açısından son durum analiz edildiğinde ise sadece gelişme olarak bir görevlinin giriş-çıkışı kontrol ettiğini söyleyebilirim. Üç yıl önceki ziyaretimde sahte otoparkçı birisi ziyaretçileri karşılarken, şimdi Kültür Bakanlığı adına bir görevli var ve müze kart girişi sağlıyor.

Antik Kent içerisinde Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ve İstanbul Teknik Üniversitesi iş birliğiyle kazı çalışmaları devam ediyor.

Peki Limyra mevcut haliyle ziyaretçilerine doyurucu bilgi ya da görsellik sunabiliyor mu?

Bana göre hayır.

Çünkü bakımsız bir antik şehir. Yeterince ilgi ve alakanın gösterilmediği görülebiliyor. Öncelikle Kültür Bakanlığı adına düzgün bir gişe, kapı ve otopark yok. Kent içerisinde suların da etkisiyle kamış otları yapıları örtmüş. Şehrin önemli bir kısmı yıkıklık durumda. Tiyatro kısmı bakımsız.

Velhasıl kısa ve net cümlelerle ifade etmek gerekirse, bakımsızlık ve ilgisizlik adına en fazla şikayet alan antik şehirlerimizden birisi olduğu da söyleniyor.

Limyra’yı daha temiz ve daha çekici hale getirmek hem yerel yöneticiler hem de Bakanlığımız adına önemli.

26 Eylül 2013 Perşembe

YAŞAMANIN GÜZEL OLDUĞU YER: FİNİKE


Gün geceye yüzünü döndüğünde Güneş’in terk ettiği topraklarda gecede bir başka güzel…

Çocukça bir ifade ile Güneş Gülmez’in arkasındaki evine gittikten sonra, gecenin güzelliği vardır portakalın diyarında…

Işıkların denizin üzerindeki raksını izlemek hem Yaz hem Kış ayrı bir hoşluğu yaşatır hani…


Bazen havai fişek gösterilerinin yansımaları sizi gökyüzüne baktırırken, bazen de yakamoz…
Tepeden bakmak ayrı bir zarifliği sunar…
Sakin yaşamını tadanlar neden burada kalamıyorum diye hayıflanır.
Her tadı vardır meyvenin, sebzenin...
Marina ise ben buradayım der az kullanılmışlığıyla…

Uzaklardan ışıl ışıl yanan dağın kucağındaki bir diyardır burası…

Zengeder’den çıkıp gelen Göksu hissettirir bereketi...

Göksu kenarındaki Gerdemeler ise ayrı bir tadı sunar isteyene…

Deniz derseniz burada, tarih derseniz burada, dingin bir yaşam yine burada…

Denizin mavisi, portakalın yeşili, turuncusu burada anlamlaşır…

İşte burası Finike…

 Not: Amatörce karalanan bu bloğun resimleri Finike MYO’dan Öğr.Görev.Abdullah Turhan tarafından çekilmiştir.

13 Eylül 2013 Cuma

BU SAHİLDE OLMAK İSTER MİSİNİZ?


Yukarıda gördüğünüz resme bakınca içinizden bazı duyguların yükselişe geçtiğini düşünüyorum. Bu duygular bazılarında romantikliğin zirvesine kurulur, bazılarına ah keşke ben orada olsaydım dedirtir, bazılarını kıskançlık krizlerine sokar, bazılarına da bu resmi ben neden çekemedim iç geçirmelerini yaşatabilir…

Şimdi düşünün bir Yaz ikindisindesiniz.

Denizin serinliği tatmış ve yürüyüştesiniz…

Belki de eşinizle terliklerinizi-sandaletlerinizi-ayakkabılarınızı elinize almış, el ele dalgaların serinliğini ayaklarınızda hissederek adımlıyorsunuz…

Belki de incecik sahil kumunu üzerine konuşlandınız ve bu güzel manzarayı izliyorsunuz…

Belki de bu manzarayı resmetmek için bekliyorsunuz….

Belki ile başlayan şıklarınız ne olursa olsun, bu sahilde olduğunuzda, güneşin hoşça kal diyen ışıklarının kızıllığının çöküşünün bıraktığı manzarayla iç içesiniz…

Bir Ölüdeniz olmuş Akdeniz’in durağanlaşmış dalgalarının sahile hafiften gelişinde kızıllığın yansımaları, sizi de anlam yüklü yapmaz mı?

Yükünüz hislerinize vurunca Yaz’ın tadı burada dersiniz…

Bu tadı almanın yolu ise belli…

Bu sahilde olmak…

Bu sahil ise çok uzakta değil…

Turizmin tam anlamıyla yararlanamadığı Finike’de…

Sahi Sahilkent’i bilir misiniz?

İncirağacı da denir, Yeniköy de…

İşte tam da burası…

Not: Bu resim Finike MYO Öğretim Görevlisi Abdullah Turhan tarafından çekilmiştir.

1 Eylül 2013 Pazar

GÖK LİMAN’DA DENİZE GİRMEDİNİZ Mİ?


Orada bir koy var uzakta, o koy bizim koyumuzdur, Finikemizin koyudur. O koya gitmeyenler üzülsünler gidenler de bizim koyumuz desinler…

Antalya’nın batısında kalan ilçelerden birisi ve belki de en şirini, en güzeli, en yaşanası olanlardan birisidir Finike. Uzun harika kumsalının yanında narenciye bahçelerinin yeşili ayrı bir renktir bu diyara.
Yemyeşil kasabalarını ziyaret edenler, güler yüzlü insanlarını görmek isterlerse, “tık tık” ilk gelen kapıyı çalabilirler. Portakal yiyeceğim ve lezzetten çıldıracağım diyenler çıksınlar Çavdır, Turunçova’ya.

Antik dönem tarihine şahit olmak istiyorum diyenler, Zengeder, Turunçova, Sahilkent sizleri bekliyor.

Finike olur da denizin serin sularına kendini bırakmak olmaz mı?

Kumsalla raks eden dalgalarda ayaklarını ıslatmak, sonrasında kumsala uzanmak istersen Sahilkent kumsalları ziyaretçilerini bekliyor.

Hayır, ben masmavi sularda rahatlamak istiyorum diyorsanız, sizin de adresiniz belli. GÖK LİMAN…

Finike’den Kale-Demre istikametine giderken, denize komşu yolda ilerlerken resimde gördüğünüz harika koya ulaşırsınız.

Tepeden bakarken hissettikleriniz, ulaştığınızda harika bir deniz keyfine döner. Burada kum yok, çakıllar var.

Su tertemiz…

Berrak…

Serinletici…

Kulaçladıkça kulaçlayın da, yüzmenin zevkine varın…

İsterseniz güneşlenirken, dağların rengine, şekline kaptırın kendinizi, isterseniz de burasının adı neden GÖK LİMAN deyiniz…

GÖK’ün anlamı denizden geliyor ve harbinde masmaviden alıyor bu ismi…

Liman ise doğal limanlığından…

Evet, yaz bitiyor… Ama hala deniz keyfi devam ediyor…

Yaz biter de bir tanıdığınız siz “GÖK LİMAN’DA DENİZE GİRMEDİNİZ Mİ?” Derse pişmanlık içinde kalmayın…

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Adı incir ağacında gizli…

Antalya'dan yola çıkıp, sıkıcı şehir trafiğinden sonra deniz kıyısından süzülerek, çamlar arasında seyahatinize başlarsınız. Bir yanınızda Akdeniz'in berrak suları, bir yanınızda yamaçlardaki çam ağaçları. Eğer yolculuğunuz yaz aylarına denk geldiyse, ağustos böceklerinin şarkıları arasında hızla ilerlersiniz. Yolculuğun tadını doyasıya güzellikler arasında devam ettirirken, Beldibi, Çamyuva derken Kemer’desiniz. Dünyanın tanıdığı Kemer'de isterseniz kısaca bir turlayın.

Yaşamakla bitmeyen yolculuğunuza, yine çam ağaçları arasında kuş sesleri ve rüzgârın çamların iğne yapraklarında oluşturduğu hışırtılarla devam edersiniz. Tarihi yerlerle dolu olan bu sahillerde binlerce yıl öncesine giderek, küçük ufuk turları yaparak denizin ferahlatıcı serinliğine kendinizi bırakırsınız.

Adını incir ağacından alan kasabaya hızla ilerlerken, yol kenarlarında bulunan bir yandan çınar ağaçları, bir yandan incir ağaçları, bir yandan da nar ağaçları size eşlik eder. Nihayet bir yere gelirsiniz ki buradan aşağıya baktığınız zaman beyaz bir göl görürsünüz. Kendinize sorarsınız…

-Aralarına yeşilliğin serpiştirildiği bu gölün adı ne acaba?

Ama dikkatle bakmaya devam ederseniz buranın bir sera gölü olduğunu görürsünüz. Soframıza her gün misafir olan, kimilerin çıkıp hormonlu dediği, kimilerinin de hormonsuz dediği domateslerin, biberlerin, hıyarların yetiştirildiği seraların oluşturduğu göl…

Burayı bölgede yaşayan halk "Şahin Tepesi" olarak isimlendirmektedir. Ulaşım aracımıza binip hafif kıvrımlı yoldan aşağılara doğru inerken bir ilçeye gelirsiniz. Burası "Sera Gölü"nün büyük çoğunluğuna sahip olan seracılığın başkentidir.

Kumluca…

Sokak aralarında köylülerin alışveriş yaptıklarını görürsünüz. Onlarla yan yana dolaşırsınız ki eğer mevsim yaza yakın baharsa, aralarında şöyle konuşmaları duyarsınız:

- Bugün piyasa okundu mu?

- Okundu. Biber 30 Krş, domates 50 Krş…

- Bununla para mı kazanılır? Yine zarardayız…

Kumluca'dan direkt yolunuza devam edecekseniz, hangi yolu takip edeceğinize karar vermelisiniz. Yol seçiminde yön levhalarını takip ederseniz bilin ki bazı güzelliklerden maruz kalacaksınız. Çünkü bu yol boyunca farklı turunçgil türlerinin çiçek kokuları arasında yolculuğunuza devam edeceksiniz. Eğer güneyden, yani sahil yolunu takip edecekseniz de bu sefer başka bir güzellik sizi beklemektedir.

Kumluca'nın merkezinden güneye doğru yol aldıkça deniz kokusu burnunuzu şenlendirecektir. Yolunuzdan ilerlerken sol tarafınızda nazlı nazlı dalgalanan Akdeniz'in berrak sularını göreceksiniz. Kumla deniz dalgalarının yapmış olduğu raksı imrenerek uzaktan seyredersiniz. Sonra okaliptüs ağaçları arasında devam eden yolculunuz sırasında sırasıyla Hasyurt, Sahilkent yer bildirim levhalarını görürsünüz.

Deniz boyunca devam eden yolculuğunuza bir de sağ tarafınızda yer alan portakal bahçeleri eşlik eder. Bir tarafınızda yemyeşil bahçeler bir tarafınızda masmavi deniz…

Eğer gece yolculuğu yapıyorsanız, gitmiş olduğunuz yolun tam karşısında dağın yamaçlarında ışıl ışıl bir yerin size selam vermekte olduğunu görürsünüz…

Burası Finike…

Adını incir ağacından alan kasabaya gitmek için gözünüz incir ağacı aramakta ise de göremezsiniz. Yolun sağında bulunan belediye binasından sağa dönersiniz ve portakal, limon, mandarina çiçeği kokusu içinde kasaba içine doğru yol alırsınız. Sonra, hem bir köy hem bir kasaba havasında olan İncirağacı’na varırsınız.

Kasaba içinde ilerlerken mahallelerin hep birbirine benzediğini görürsünüz. Yol kenarlarında meyve ağaçları, çiçekler ve yol kenarında oturan yaşlılar sizi izler. Yaşlı birine yaklaşıp sorduğunuz zaman buranın adının eskiden İncirağacı Köyü olduğunu, ancak şimdiki isminin Sahilkent olduğunu söyler.

Mahalle aralarında dolaşırken değişik meyvelerin tadına bakmak istersiniz. Bazen bir incir, bazen bir portakal, bazen de bir dut meyvesi…

Yol kenarlarında ara ara farklı incir meyvelerinin bulunduğu ağaçları görürsünüz. Kimisi siyah, kimisi mor…

Dağın eteklerinde çam ağaçları size bakar ve dağın yamacına vardığınız zaman tarihle yüzleşirsiniz. Yüzyıllar öncesinden kalan mezarlar, anfi tiyatro. Bunları dolaşırken "Zengeder" denen kaynak suyuyla karşılaşırsınız. Onun suyuyla serinlerken kana kana da içmek istersiniz.

Bu şirin kasabanın güzellikleri tarihle ya da meyve bahçeleri ile de kalmaz. Geldiğiniz yere yani sahil şeridine çıktığınız zaman, denizle yüzleşirsiniz.

Tertemiz Akdeniz'in sularına ayaklarınızı daldırır, incecik kumların ayaklarınıza yapmış olduğu masajın tadını çıkarırsınız. İster yüzersiniz ister güneşlenir…

Konaklamak için tercihiniz de çoktur. Eğer fazla kalabalık olmayan bir pansiyon isterseniz yeşillikler arasında misafirlerini bekler. Eğer ben lüks bir otelde kalmak isterim derseniz oda mevcuttur. İster beş yıldızlı bir otel, ister havuzlu bir motel, ister küçük şirin bir otel yada pansiyon…

Bu bölgenin insanlarının sıcacık ilişkilerinden, ilgilerinden kendinizi ayırmak isterseniz, sizi bekleyen şirin İlçe'ye ulaşıp masmavi koyların komşuluğunu yapan kıvrım kıvrım yollardan giderek, güzelliklerin yaşamaya devam edersiniz…

Buraları yaşamaya ne dersiniz?

Not: Bu yazı günümüzden yıllar önce www.kahvemolasi.com da yayınlanmıştır.