Döşemealtı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Döşemealtı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2018 Pazar

EVDİR HAN



Evdir Han (Resim: Halil Demir)
Geçtiğimiz hafta sonu bahardan kalma havayı değerlendirmek üzere çoluk çocuk Düzlerçamı ormanına gittik. Orman içerisinde oksijen teneffüs ederken bir yandan da doğal mantarları keşfetmeye çalıştık. Bir süre orman havasında kaldıktan sonra Antalya’ya dönüş istikametinde bulunan Evdir Han’a uğradık.
Antalya-Korkuteli yolu üzerinde yer alan ve yola yaklaşık 1 km uzaklıkta bulunan Evdir Han, Antalya Şehir Merkezine yaklaşık 15-18 km uzaklıktadır. Bir Selçuklu hanıdır. Tarihimizin gururlu sayfalarından bir kısmının sahibi olan Selçuklular’ın bu eserlerinden kimler ne kadar haberdar bilemiyorum. Selçuklular konusunda biraz araştırma yapmaya ve bilinçlenmeye ihtiyacımız olduğunu söylesem, yanılmamış olurum. Antalya’da yaşayanlar olarak şehrimizde kaç tane Selçuklu eseri var, biliyor muyuz, kendimizi sorgulamalıyız. Bu muhteşem tarihimize olan bir saygıdır.
Han kapısı (Resim: Halil Demir)

Antalya’nın hemen yanı başında denilebilecek uzaklıktaki Evdir Han’ın restore edilerek müze haline getirilmesi amacıyla Döşemealtı Belediyesi ile Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ortak bir çalışma yürütüyor. İnşallah kısa sürede tamamlanır.

Antalya Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Dünden Bugüne Antalya” kitabında I. İzzeddin Keykavus Bin Keyhüsrev tarafından Miladi 1210-1219 yıllarında yaptırıldığı ifade ediliyor. Ancak taç üzerindeki kitabe günümüzde yerinde değildir. Han’ın 67x55 ebatlarında olduğu, kare şekline benzediği, kesme taşlardan inşa edildiği belirtilmektedir. Aynı kaynakta yapı ile ilgili bazı bilgiler de yer almaktadır.
Han gözleri (Resim: Halil Demir)

Han’ın ayakta kalan kısımlarının yanında önemli bir bölümü tahrif olmuş durumda. Eğer restorasyon konusunda aceleci davranılmazsa yıkılmak üzere olan yerler var. Han’ın taç kapısı Türk taşçılık ve oymacılığının en güzelleri arasındadır.
Han'ın avlusu (Resim: Halil Demir)

Han’ın iç kısmında konaklama yerleri, avluda hayvanları bağlama alanları bulunur. Burasının su ihtiyacını karşılamak için o dönemlerde sarnıç yapılmış ve “uzun kuyu” adının verildiği belirtiliyor. Han’ın dışındaki hamamın yalnızca kalıntılarını görebiliyorsunuz.
Evdir Han (Resim: Halil Demir)
Kaynaklardan alıntıları aktarmak yerine, Antalya’yı keşfetmek adına yapacağınız gezilerinize ekleyerek görmenizi öneriyorum.

Kaynak: 1. Kaynak:“Evdirhan”, Antalya Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Dünde Bugüne Antalya, Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, II. Cilt, 2012, (s. 285-286).
2. http://www.e-tarih.org/sayfam.php?m=teser&id=192

21 Kasım 2018 Çarşamba

KIRKGÖZ HAN’I GÖRMENİZİ TAVSİYE EDERİM


   
Han Girişi ve Kitabe
     Tarihçi olamadan tarihe olan birazcık merakım zaman zaman beni tarihi mekanlara doğru çekiyor. Kimi zaman antik bir kenti, kimi zaman eski bir cami ve medrese, kimi zaman da ziyaret ettiğim yerlerde oraya ait ne varsa görmeye çalışırım. Bu yazımda da kısa süre önce öğrencilerimizle birlikte ziyaret ettiğim Anadolu Selçuklu Devleti’nden kalan bir Han’dan bahsedeceğim.
   Anadolu’nun geçmişine kısaca göz atan herkes birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını ve muazzam bir kültür birikimi olduğunu görürler. Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Anadolu Selçuklu Devleti ve bu topraklarında sağladıkları kültürel hazineden yeteri kadar haberimiz olmadığını düşünüyorum. Yanından geçip gittiğimiz bazı eserlerin onlardan kaldığını ve hala güzelliklerinin tarihe meydan okuduklarını görebilmeliyiz.
Han'ın kışlık bölümü

   Örneğin Kervansaraylar… Bunlar Selçuklu sultanları ve yüksek devlet görevlileri tarafından yaptırılmışlar. Öyleki Nizamülmülk’e göre kervansaray yaptırmak Selçuklu sultanlarının görevleri arasında yer alıyor. Devletin ihtişamını göstermesinin yanında aslında yapılma amaçları sadece bu değil. Tarihçiler ticari hayat için kervansarayların rolünün yüksek olduğunu söylüyorlar.
   Tarihi İpek Yolu Çin’den başlayıp ata topraklarından geçip İstanbul’a kadar ulaşıyor. Aynı zamanda bu yola bağlanan diğer ticaret yollarından oluşuyor. Ticaret yolları üzerinde her 30-40 km arayla da kervansaraylar yapılmış.
   Anadolu toprakları birçok kervansaraya ev sahipliği yapıyor. Kimileri ayakta, kimilerinin bir kısmı yok olmuş, kimilerinin taşları alınarak inek, keçi ağılı yapılmış. Saru Han (Nevşehir), Sultan Han (Kayseri), Horozlu Han (Konya), İncirli Han (Bucak), Kırkgöz Han (Antalya-Döşemealtı), Evdirhan (Antalya-Döşemealtı) diye listeyi uzatmak mümkün.

   Peki, hemen yanı başımızda bulunan Evdirhan’ı, Kırkgöz Han’ı ziyaret etme şansınız oldu mu? Antalya’nın Döşemealtı İlçesi sınırları dahilinde bulunan Kırkgöz Han şehir merkezine yaklaşık 30-35 km uzaklıkta. Kırkgöz ismi ise aynı bölgede bulunan su kaynaklarından geliyor.
   Kırkgöz Han Selçuklu İmparatorluğu döneminde II.Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 1236-1247 yılları arasında yaptırılmıştır. Bu Han 800 yıl önceki İpek Yolu’nun Antalya Limanı öncesi son durakları arasında sayılıyor.
Han'ın kışlık bölümünün iç kısmı

   Diğer hanlar ile benzerlikler göstermektedir. Ancak Aslı Er Akan ve arkadaşları tarafından yazılan “Kültür Turizmi Açısından Kırkgöz Han’ın Yeniden İşlevlendirilmesi Olanakları Üzerine Bir Çalışma” isimli makalede “Çoğu kervansarayın taşıdığı genel karakteristiklerin yanı sıra çatı örtüsü, burçlar ve avludaki kuyusuyla kendine özgü özelliklere sahiptir.” denilmektedir.
   Kaynaklar bu han için kitabelerinde “ribat” denildiğini yazıyor. Ribat ise İslam devletlerinde sınırlara askeri amaçlı yapılmış güvenli yapılar olarak ifade ediliyor. Burası savaş durumunda askerlerin kullandıkları yer olarak düşünülebilir.
    Kırkgöz Han, yaklaşık 4 yıl süren restorasyondan sonra eski haline dönerek kullanılabilir duruma gelmiş. Henüz bazı bilgilendirici levhaları eksik. Ancak küçük bir araştırma ile hemen hemen bütün bilgilerine ulaşabiliyoruz.
Han'ın avlusunda bulunan kuyu
   Günlük yaşamın yoğunluğundan sıkılanlar nefes almak için ziyaret ederlerse keyif alacaklarını düşünüyorum. Bisiklet grupları, doğa yürüyüşü seveler, tarih meraklıları hiç kaçırmasın derim. Kısa bir tur için Kırkgöz Han, Karain Mağarası ve Evdirhan’ı ziyaret ederek geçirdiğiniz günü anlamlandırabilirsiniz. Bence değer…

Kaynak: 1. Aslı Er Akan, Semra Arslan Selçuk, Fatma Zehra Çakıcı, Kültür Turizmi Açısından Kırkgöz Han’ın Yeniden İşlevlendirilmesi Olanakları Üzerine Bir Çalışma
2. www.kirkgozhan.com

29 Temmuz 2013 Pazartesi

KARAİN’İN KARA TALİHİ ya da KARAİN PATİKASINDA PATİNAJ

Keşif Ekibi ile çıktığımız gezinin Döşeme Yolu’ndan sonraki durağı, Karain Mağarası’ydı. Otobüsümüze binip yola koyulduktan sonra, bugüne kadar gitme şansı bulamadığım ancak kitaplardan, televizyonlardan ya da gazetelerden adını bolca duyduğum yere gitmenin heyecanına sahiptim. Varacağımız yer turistik olduğuna göre etkileyici olmalıydı…
Dar sokaklardan geçerek Karain Mağarası ile ilgilenen görevlilerin bulunduğu binanın önüne geldik. Vakit kaybetmeden hemen tırmanmaya başladık. Çünkü mağara biraz yukarıda, dağın yamacında bulunuyordu. Tırmandıkça sanki ismi kulaktan kulağa dolaşan bir turistik merkeze değil de keçi ağılına gider gibi bir yolda ilerliyorduk (Yetkililer beni mazur görsünler, böyle hissettim).
 
Az gittik uz gittik, taşlardan zıpladık, nefes aldık, yokuş çıktık, ağacın gölgesine kendimizi attık, geriye dönüp baktık, bütün ekip basacak yer arıyordu.
Çünkü tırmanılan patika, basbayağı “KARAİN’İN KARA TALİHİ” gibiydi.
Patika boyunca, taşların arasında eskiden yapılan ahşap merdiven kalıntıları bulunuyor, ama bunlar çürümüş vaziyette ve parçalanmışlar. Mağaranın girişine doğru tırmandıkça yol zorlaştığından, durup tekrar tekrar dinleniyoruz. Yolun neden bu halde olduğu hakkında fikir yürütüyoruz...
Buraya ahşap veya metalden merdiven yapmak çok mu zor?
Yıl boyunca yüzlerce turist de aynı zahmeti çekmiyor mu?
Gençlerimize kültürel değerlere sahiplik duygusunu aşılamak için buralara davet etmiyor muyuz?
Ya ziyaretçiler ekibimizin bir değerli üyesinin başına geldiği gibi sakatlanma tehlikesi geçirirse!
Fikir yürüttüğümüz bir diğer konu ise acaba bu mağara bir yaşam yeri miydi, hayvanlar için bir barınak mı, ya da eski savaşçıların sığınma yeri mi?
Gazeteci dostumuz Hidayet Gültekin burası hakkında bizlere daha önceden edindiği bazı bilgileri aktarıyor, buranın bir yaşam yeri olduğundan bahsediyordu. Bunun üzerine durup Döşemealtı Ovası’na bakıyoruz. Acaba yaşayanlar hangi döneme ait insanlardı diye düşünüyorum. Kazı çalışmalarında fil kemikleri bulunduğu söyleniyor ama filin burada ne işi var diye sormadan da edemedik?
Başka bir arkadaşımız, “Bu ovada önceden deniz varmış.” dedi. Acaba bu doğru muydu? Acaba sadece göl mü vardı?
Bu arada Döşemealtı Ovası’na bakarken yeşil doku içimi serinletiyordu. Aynı anda Belediye Başkanı’nın tarım alanlarının imarına karşıyım sözleri, kulaklarımda çınlıyor. İnşallah…
 
Benzer birçok soru düşüncelerimizde gelip gidiyordu. En sonunda nefes nefese mağaranın girişine ulaşıyoruz. Sıcağın yakıcı etkisinden kurtulmak için kendimizi hemen mağaranın içine atıyoruz.
Evet, içerisi ışıklandırılmış ancak Karain ismine yakışır bir halde. Doğanın belirlediği şekle girmiş kayalar. Kalın bir örtünün olduğu belli tabanda. Acaba kaç metre kalınlıkta? Kayaların şekilleri ise ilginç? Yoğun bir nem var…
İçeride bir süre kaldıktan sonra dışarıya çıktık. Çıkarken hemen giriş kısmında kazı yapılan bir yeri gördük, ama henüz bu yılki kazı çalışmaları başlamadığından kazı alanı örtülüydü. Yapılan kazılarda acaba neler bulundu? Gördüğümüz haliyle sıradan dağın yamacın bir oyuk? Sadece bu oyuk mu bu kadar ilgi çekiyor, olamaz, mümkün değil, başka bir değeri olmalı…
Sonra dışarıya çıktık, aşağıda gördüğünüz levhadan başka bilgilendirici bir şey bulunmuyor. Doyurucu bir bilgiye henüz ulaşamamıştık. Kendi aramızdaki mırıldanmaları bize mihmandarlık yapan kişiye ilettik. Dolayısıyla yetkililerden, kazı çalışmaları sonucundan çıkarılanların, mağaraya tırmanmaya başlanılan yerdeki küçük bir binada küçük bir müzede daha önceden sergilendiğini öğrendik. Ama eskiden…
Görmek istedik, ancak Antalya Müzesi’ne aktarıldığını söylediler. Mağara hakkında edindiğim bilgiler, buraya kadar benim için tatmin edici değildi. Görevlilerden birisi kazı çalışmalarını yapan Prof.Dr. Prof. Dr. Harun Taşkıran’ın geldiğini söyledi. Hemen hocanın bilgisine başvurmak üzere yanına gittik. Öğrendik ki:
Karain Türkiye’nin en eski iskân yerlerinden birisi. Sanmayın Türkiye olarak. Paleolitik Çağ döneminden bahsediliyor. Burada mağaranın özelliklerinden, bulunanlardan bahsetmek yerine kısaca şunu ifade edebilirim: Karain Mağarası, Anadolu Paleolitik Çağ kronolojisinin oluşturulmasında tek merkez olmasının yanı sıra, ele geçen yontma taş kültürleri, fauna, flora, fosil insan kalıntıları, fil gibi hayvan kemikleri Anadolu’nun bir dönemki durumuna ışık tutmaktadır.
Hocamız diyor ki bu bölge buzul çağı sonrasındaki bir dönemi yaşamıştır. Ta o zamanın işaretlerini, belirtilerini buluyoruz mağara tabanından diyor. Ova o dönemlerde zaman zaman su ile dolarmış. Filler yaşarmış, o dönem insanları fillerle beslenirmiş. Fil kemikleri bunu gösteriyormuş. Hâlbuki günümüzde bu bölgede fil yaşaması mümkün değil. Öğrendiklerimiz düşüncelerimizi kemiren soruların cevaplarıydı. Hocamız aydınlattı aydınlatmasına da bizler bir kere daha anladık, değerlerimizi hor görmeyi sevdiğimizi…
 
KARAİN GEZİSİNİN BENİM PENCEREMDEN MESAJLARI İSE ŞUNLAR OLSUN:
 
Kısaca belirttiğim Karain ile ilgili bilgilerin detaylı şeklini öğrenmiş rehberler lazım Karain’e.
Mağaraya çıkılan yol merdivenli hale getirilmeli, hatta bir kenarında çıkarken tutunulacak korkuluklar yapılmalı. Bu tırmanma patikasının yapılması öğrencilerin çıkışını, yaşlı ziyaretçilerin ziyaretlerine çok yardımcı olacaktır.
Daha önce var olan müze mutlaka geri kazandırılmalı, bu ziyaretçilerin bilgilenmesi açısından çok önemlidir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na Karain’in Kara Talihini düzeltmek için büyük görev düşüyor. Öncelikle Bakan’ın gelip bu yoldan tırmanması gerekiyor.
Bu arada Karain mağarasının bulunduğu kısmın hazine, maliye adına ne derseniz deyin, bence hangi kuruma bağlı olduğu çok önemli değil. Önemli olan var olan bir kültür zenginliğimizi ülkemize kazandırmaktır. Buradan para kazanabilmektir.
Turizm otel paketinden oluşan turizmin dışına çıkarılmalıdır. Kültür turizminin kalitesini görebilmeliyiz…

9 Temmuz 2013 Salı

HAN’A VARDIM YOL YOK…


Bir Antalya sabahında, coşkulu bir grupla yolculuk hazırlığı yapılırken, gücünüz takâtiniz ve keşfetmenin heyecanı erken kaybedilmesin diye kahvaltıyla başlamak en güzeli. İnci Börek Salonu’nda nefis demlenmiş çay eşliğinde, serpme kıymalı ya da peynirli veya da patatesli börekler bence on numara…
Sonrasında hoş sohbetler eşliğinde çıkılan keşfin varılacağı nokta elbette önemli. Belki çok uzağa değil, ama el değmemiş bir yöreye ulaşılacağı ekibin önceki ziyaretlerinden kesin. Keşif Ekibi bu kez yönünü Döşemealtı’na çevirmiş bir kere…
Sıcak asfaltlar ile donatılmış Döşemealtı İlçesi’nin değişmiş çehresine şahit olmak, keyif verici. Yeşillenmiş, güzelleşmiş, estetik kazanmış sokaklarından geçip keşif adresine doğru yol alırken, sıcak asfaltın hiç bitmeden devam etmesi sevindiriciydi. Ancak bu sevinç bir noktaya kadar sürdü.
Şehrin yerleşim alanlarının dışına doğru çıkıldıkça, patika bir yolda bulduk kendimizi. İçinde bulunduğumuz araç sağa sola, öne arkaya yolun çukurluklarından dolayı sallanmaya başlamıştı. İyice daralan patika, artık aracımıza gelme diyordu. İndik, ve tabanvaylarımız üzerinde yola koyulduk.
Tabii bu arada Antalya’nın nemsiz ender günlerinden birindeydik ve berrak güneş ışınları bizleri ısıtıp terletmeye başlamıştı. Sonra uzakta taş yığınlarının toprak üzerinde dikildiğini gördük. Ekip lideri o gördüğünüz taş yığını SELÇUKLULARDAN kalma bir HAN dedi. O anda düşünce ırmaklarımdan “HAN’A VARDIM YOL YOK” sözlerinin aktığını hissettim. Bu durum bence üzücüydü.
Bir Selçuklu Hanı içinde elektrik direği
Bu sırada “Buraya gelme sebebimiz de bu değil miydi? Yeni yerleri keşfetmenin yanında, bakımsızlıklarına çare olmaya vesile olmayacak mıydık?”
Yıkılmış duvarlar üzerindeki bazı izleri incelemeye çalıştık, kendimizce. Ancak, tarihin ve dolayısıyla insanoğlunun ağır yüküne meydan okuyan, geri kalmış, aslında dört duvar olan burası, bakımsız…
Han’ın ortasına elektrik direğinin dikilmesi, yıkılan taşların yerinde olmayıp muhtemelen bir traktör römorkunda taşınıp götürülmüş olması unutulmuşluğun ispatı. Sonra tarihi Antik Döşeme Yolu’nu görebilmek için yol alıyoruz.  
Gide gide yıkılmış bir binaya rastlıyoruz. O da bakımsızlık içinde. Ve hatta kapıdan içeriye girdiğimizde, aslında odalardan oluştuğunu anlıyoruz da içerdeki mezbelelik görüntüsü üzüyor bizi. Ve hatta tarihi eser kaçakçısı mı diyelim, hazine avcısı mı diyelim bilemiyorum, ama bana göre “tarih katillerinin” yaptıkları kazılara şahit oluyoruz.
 
Atalar boşuna dememiş, bakarsan bağ olur bakmazsan da harabelik…
Sonra bir anda, intizamla dizilmiş ve hâlâ tarihin karanlık geleceğine yelken açan “Döşeme Yola” geliyoruz. Bu yol ki boylu boyunca vadinin içinde başka bir şehre götürüyor belli. Bugünkü tarzda adı modern olan beton yığınlı bir şehre değil, tabii ki de antik bir şehre…
 
Bu bölgenin tarihine baktığımızda kim bilir hangi krallar, askerler bu yoldan geçti diye düşünmeden edilemiyor. Bir kaynakta bu yol hakkında şunlar yazıyor:
Antalya İli Döşemealtı İlçesi’ne bağlı Kovanlık Köyü’nün 2.5-3 km. kuzeydoğusunda, ovanın bitip Toros Dağları’nın ilk yükseltilerinin başladığı, Roma Dönemine ait Romalılar tarafından döşeme taşlarla yapılan 2.5-3 m genişliği olan bir yoldur. Antik Dönemde yapılmış kalıntıların içinden geçerek Döşeme Boğazı adı verilen Boğazı aşarak şimdiki Dağ Nahiyesi yakınlarına ulaşır. Antik Dönemlerde Pamfilya Bölgesi ile Pisidia Bölgesini birbirine bağlayan yol olarak kullanılmıştır. Bu döşeme taşlarla yapılan yolun altında kalan köylere yöre halkı tarafından   Döşeme’nin altında kalan köyler denmiş ve zaman içerisinde bugünkü ismi olan “Döşemealtı” ismine dönüşmüştür. Halen yöre halkı tarafından yaya yolu olarak kullanılmakta ve Döşeme Boğazı olarak bilinmektedir.
        Ekip liderimizden öğreniyoruz ki bu bölgede daha birçok han varmış. Kırkgöz Han, Evdir Han…
       Burası geçiş güzergâhı olduğuna göre hanlar diyarı olması normal elbette. Normal olmayan bakımsızlık…
       Sayın Döşemealtı Belediye Başkanı, Sayın Antalya Kültür Turizm Müdürlüğü, Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı, Sayın Valiliğimiz, Sayın Kültür ve Turizm Bakanlığımız buraya bir el atmaya ne dersiniz. Bence kimse benim sorumluluğunda değil, ne yapabiliriz demesin. Ve bence önce gelin ve bizim gibi “Han’a Vardım Yol Yok deyiniz.” Gerisinin geleceğinden eminim…
        Türkiye, toprak üstü ve toprak altında bulunan doğal zenginliklerinin yanında, kimisi toprak üstünde zamana meydan okuyan, kimisi de meydan okuyamayan toprak altıında kalmak zorunda kalan kültür zenginliklerimiz açısından çok zengin.
         Bu zenginlikleri insanlığa kazandırmak bence güzel. Asıl güzel olan da bu zenginliklerin sağlayacağı gelir. Emin olun sahip çıkılmış tarih, kaliteli turizm demektir... Bu da kaliteli para demek….
         Akademisyen, gazeteci, Sivil Toplum Kuruluşu, Belediye Başkanı, Öğrenci, velhasıl kelam, çok farklı meslek gruplarından oluşan, sayısı değişse de hedefleri hiç değişmeyen Keşif Ekibi iyi ki varsın… 

Kaynak: http://www.antalyakulturturizm.gov.tr/dosya/1-246461/h/65-dundenbuguneantalya-1cilt-dosemealti.pdf