Kırgızistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kırgızistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2015 Çarşamba

ISSIK GÖL KİMBİLİR NELERE ŞAHİTLİK ETTİ?

  
  Bir göl düşünelim ki tarihe şahitlikleri olsun. Hem de Türk tarihine. İfade bu şekilde olunca, akla doğrudan şu sorunun gelmesine vesile olmak da bir hedeftir. “Türk tarihine şahitlik eden sadece bir göl mü?” Bunun cevabı da elbette hayır…
    O zaman tekrar başa alalım ve daha önce yazmaya çalıştığım Kırgızistan hatıralarına geri dönelim. Kırgızistan’a yolunuz düşerse ki düşürmeye çalışın, mutlaka Issık Göl’e uğrayınız.   
    Issık kelimesi Kırgızca’da ılık anlamına gelir. Günümüzde “göl” kelimesi “köl” veya “kul” kelimelerine karşılık gelmektedir.
    Kırgız Türkçesi ile “Ысык-Көл,” (Isık-Köl) olarak bilinir. Çevresindeki dağların zirveleri karla kaplı olmasına rağmen hiç donmadığı için bu ismi taşımaktadır.  
    Bu blog makalesi belki tarih notlarından oluşturulmayacak, lakin Issık Göl denilince tarihe de bir göz atmak, bilmediklerimizi çok genel anlamda da olsa gözden geçirmek gerekmez mi? Tarih derslerinde hep Issık Göl denilmiş, ancak bir kare resmini bile görememiş birisi olarak bu satırları yazıyorum. Bu arada, eğer ata yurtlarını dünya gözüyle göreyim diye düşünceniz varsa, bilgilerinizi mutlaka ön incelemeye tabi tutun…
    Tarihçi S. Gömeç bir eserinde “Issık Köl çevresi, Ala- Tag, İli Vadisi, Çu-Talas arası, Kuz-Orda ve Taraz havalisinden ibarettir. Bu bölge tarihin en eski devirlerinden beri Türklerin yurdudur.” diyor.
    Başka bir kaynağa göre Göktürk Devleti’nin yıkılması üzerine bağımsız hale gelen Türgişler, Talas, Çu ve İdil nehri ile Issık Gölü dolaylarında yaşamışlar.
    Bir diğer eserde Türgişler, Issık Gölü civarının yerleşik On-Ok kabilelerinden biridir. Gerek Hun, gerek Göktürk devletlerinin kurulduğu dönemlerde bulundukları coğrafyada var olmuş, varlıklarını yüzlerce yıl bu bölgede sürdürmüşlerdir.
    Başka kaynakta ise “Her şeye rağmen Çiğillerin, Karahanlılar devrinde bugünkü Kırgızistan sınırları içinde bulunan Isık Göl/Issık Göl’ün çevresinde, özellikle güney ve güneybatısında, Tarāz, Barsgan, Kaşgar havalilerinde ve Maveraünnehir’de adlarından bahsettirdikleri görülmektedir. Çiğiller bu topraklarda Göktürkler çağından beri yaşamışlardır.”
    Issık Göl’ün tarihi şahitliklerinin bir kısmı arkeologlara göre suların dibinde duruyor. Gölün altında 2500 yıllık bir uygarlığın kalıntılarının bulunduğu düşünülüyor. Arkeologlara göre bu kalıntılar, çok büyük ve zengin bir şehrin varlığına işaret imiş. 500 metre uzunluğunda duvarlar, ok uçları, bronz kaplar, paralar, hançerler, küçük baltalar araştırmalarda bulunanlar arasında. Arkeologların yanında tarihçilere de kulak verildiğinde, Timur’un bir zamanlar buralarda bulunan ama esrarengiz şekilde kaybolan sarayını arıyorlarmış.
Bu topraklar hem tarihçilerin, hem arkeologların, hem sanat tarihçilerinin ve hem de ilgili diğer bilim dalları ile uğraşanlar için bilinmezlerinin ortaya çıkarılmasını bekliyor.  
ISSIK GÖL NEREDE VE NASIL BİR GÖLDÜR? 
    Hakkında yaptığım küçük araştırmalar neticesinde Issık Göl’ün dünyaca ünlü kalemlere esin kaynağı da olmuş bir krater gölü olduğunu, bu açından da dünyanın en büyüğü durumunda bulunduğunu öğrendim. Kırgızistan’ın doğusunda bulunan ve Küngöy ve Teskey Aladağları arasında yer alan bu gölün denizden yüksekliği ise yaklaşık 1600 metre.
 
    Issık Kul’a bakıldığında uzunluk doğu-batı yönünde ve yaklaşık 182 kilometre. Genişlik ise Kuzey-Güney istikametinde 60 kilometre olup, derinlik ortalama olarak 300 metre olmasına rağmen, en derin yeri 668 metredir.
    Issık Göl’ü küçük dereler, eriyen kar suları ve yeraltından gelen soğuk ve sıcak kaynak suları besler. Ancak bu gölü boşaltan bir akarsu yoktur. Suyu biraz tuzlu olduğundan deniz özlemi çekenlere ve bu imkanı yakalamayacak olanlar için bulunmaz fırsattır.
    Kırgızistan’ın önemli turizm yörelerinden birisi olan Issık Köl’ün kuzey kısmında oteller, pansiyonlar yer alır. Sovyetler Birliği döneminde yöneticilerin tercih ettiği turizm yerlerinden birisi olmasına rağmen, bu devlet yıkılınca bölge zor zamanlar geçirmiş. Issık sadece son on yıllarda değil tarihte de dinlenme merkezi özelliğindeymiş. Örneğin Karahanlılar gibi Türk Kağanlıkları'nın da dinlenme merkezi hüviyetindeymiş.
    Mayıs ayının ilk haftasında yaptığımız gezide elbette Issık Göl’ün kıyılarına, kumsalına ayaklarımızı bastık. Ayaklarınızda hissettikleriniz tıpkı Akdeniz’in kumu gibi. Gümüş renginde parlayan göl suyu, güneş batıya göç edip ışınlarını gün batımında suların üzerine bıraktığında, büyüleyici bir görüntü ortaya çıkıyor. Şair ruhlu yazarlar ise Kış mevsiminin güzelliğinin bastıran sisin kattığı şiirsellikte olduğunu kaleme almışlar. Mayısın başlarında ayağımızı daldırdığımız göl suyunun serinliği yaşamaya değer. 
 
    Tarihini ve coğrafyasını merak ettiğim bu göle varmak için yola düşerken, küçüklü büyüklü yerleşim yerlerini geride bırakıyoruz. Emeğini alın teri ile kazanan köylüler tıpkı Anadolu topraklarının garip insanları gibi. Atlar, inekler, keçiler, koyunlar, küçük Kırgız Türkü çocuklarının yaptıkları çobanlıklara şahit oluyoruz.
    Asfalt yolların bozuk olduğunu, sıcak asfalttan yapılmış ve çift şerit halde bulunan yolların ise Çinliler tarafından ticaret için yapıldığını öğrenince, Türkiyemizin çok daha güçlü şekilde oralarla daha çok ilgilenmesi gerektiği apaçık ortaya çıkıyor.
    Yemyeşil mera alanlarında ise yeteri kadar hayvancılığın yapılamadığını görünce üzülmemek elde değil. Zaman zaman karayolu ile paralel seyreden demiryolu üzerindeki siyah dumanlarını çıkaran yolcu ve yük trenlerinin eskiliği ize göze çarpıyor. Ve Yine Türkiye…
    Yolculuğumuzda dikkat çekici yerleşim yerlerinden birisi “Balıkçı” şehri. Buraya geldiğinizi yol boyunca balıklarını ipe dizmiş ve kurutmuş satıcılardan anlayabilirsiniz. İster taze isterse kurumuş alabalık satın alabilirsiniz. Ya da bizim gibi sadece resimlersiniz…

    Balıkçı’dan sonra Sarıkamış köyünü geçip Toruaygır Köyü’ne ulaştık. Ancak bu Köy’ün kuzey yönünde 18. asra ait bir mezarlık olduğunu öğrendik. Biz zaman sıkıntısı nedeniyle gidemedik. Fırsatı olan gitmeli. Bu mezarlıklar da tarihin şahitlerinden, kim bilir kimlere ev sahipliği yapıyorlar.
    Toruaygır Köyü’nden sonra Çırpıkçı, Koş-Köl, Tamçı köylerini geçtik. Yol boyunca trafikte sakinlik vardı. Bizden esintilerin olduğu köylerin kimisini yakından görürken kimisini de uzaktan izleyerek yolumuza devam etmeyi tercih ettik.
    Koş Köl ve Tamçı köylerinde turizm işletmeleri bulunuyor. Pansiyon, motel, oteller Yaz mevsimi hazırlığı içinde oldukları belli oluyor. İlerleyen yol boyunca Çok-Tal ve Örnök köylerini de gördük.
    Gitmeden önce karıştırdığım tarih notlarında Issık Göl ile Çon Kemin arasındaki Küngöy Ala Dağın Issık Göl tarafındaki eteklerinde çok eski devirlere ait taş üstündeki resimlerin olduğunu işin erbapları not düşmüşler.
    Örnök’ten sonra Çon-Sarı Oy, Sarı Oy, Kara Oy köyleri geçilip Çolpon Ata’ya vardık. Bişkek’in 240 kilometre doğusunda bulunan Çolpan Ata veya Çolpon Ata, Karakol şehrinin 135 km batısındadır. Burası Issık Göl'ün kuzey kıyısında konumlanan ve IssıkGöl şehrinin idari merkezidir. Bir turizm şehridir.

    Çolpan Ata için güzel bir türbe yapısı inşa edilmiş. Düğün, nişan merasimleri yapanlar bizim de şahit olduğumuz gibi mutlaka buraya gelip hatıra resmi çektiriyorlar. Bu şehrin, bu ismi almasına vesile olan bir de hikayesi var. Neden Çolpon Ata ismi verilmiş, bu türbe kim için yapılmış?
    Bugünkü Çolpon Ata şehrinin olduğu yerde eskiden fakir bir çoban yaşarmış. O karısı ile zengin bir beyin koyunlarına bakarmış. Onların uzun zaman çocukları olmamış. İhtiyarlayınca sadece bir kızları dünyaya gelmiş. Bu kıza ilk yıldız Çolpon Yıldız gibi güzel olsun diye “Çolpon” ismi vermişler. Kız gerçekten çok güzel ve zeki birisi olarak büyümüş. Kız büyüyünce annesi hastalıktan ölmüş. Çolpon’un güzelliği hakkındaki söylenenler o yerin beyinin kulağına kadar ulaşmış. Bu bey kızı istemek için adamlarını göndermiş. Hayatı boyunca fakir olarak yaşamış çoban, kızının daha iyi bir yaşam sürmesi için vermeyi kabul etmiş. Kız babasını bu düşüncesinden vazgeçirmeye çalışmış. Ama babası bu fikrinden geriye dönmemiş. Kız o beyin olduğu yere gitmeden önce bu şehrin topraklarıyla vedalaşmak istediğini söylemiş ve yüksek dağlara doğru çıkmış. Dağlara, taşlara kendi durumunu anlatıp, uzun zaman oturup ağlamış. Kız ölmek daha iyi diye çıktığı yüksek dağdan atlamış. Kız aşağıya doğru düşerken bir taşa dönüşmüş. Babası Çolpon’u akşama kadar evinin yanında beklemiş. Kızı geri dönmeyince onu aramak için dağlara tırmanmaya başlamış. Çoban dağda kızının bir taşa dönüşmüş halde bulmuş. Eşinden sonra kızını da kaybettiğini anlayan çoban taşın yanında ağlamaya başlamış. Hayatının devam etmesi konusunda bir mana bulamayan çoban da dağdan aşağı atlamış. Düşerken çoban da kızı gibi taşa dönüşmüş.
    Çolpon Ata şehri bu kız ve babasından geliyor. Bahsi geçen taşın dağın zirvesinde olduğu söylense de biz gidemedik. Gitme şansı bulanlar şanslı kişiler olacaklardır.

    Burada önemli bulduğum bir konunun altını çizmeden geçmek istemiyorum. Çolpon Ata anıtının yanında tanıtıcı yazılar konulmuş. Bu yazılar Kiril alfabesi ile yazıldığından bizler okuyup anlayamıyoruz. Latin alfabesi ile yazılmış olsa idi eminim ki sadece bakmak ya da ne yazıldığını öğrenmek için kaynak karıştırmaya gerek kalmazdı.  Önemli nokta da burası: Kırgızistan da dahil Türk dünyası Latin alfabesi kullanırken, Sovyetlerin bu ülkeleri Kiril alfabesine geçirmesi bu yüzden. Anlaşamayalım diye. Bu engellerin aşılması gerektiği de aşikar.
    Issık Göl’ün çevresini fazla zamana sahip olanların yol boyunca giderek dolaşmaları mümkün. Issık Göl Bölgesinin idari merkezi Karakol şehridir. Bu bölgedeki yerleşim yerleri özetlemek gerekirse şöyledir:
-Koşkol (Isık Gölünün kuzey kıyısında bir köy)
-Tamçı (Issık Gölünün kuzey kıyısında bir köy)
-Çolpon-Ata (Isık Gölü kuzey kıyısının gayri resmi merkezidir)
-Karakol (Isık Gölü bölgesinin doğusunda il merkezidir)
-Tüp (Karakol'un liman köyü)
-Barskon (Isık Göl’ün güney kıyısında eski ismi Barsgan olan küçük bir yerleşim yeridir)
    Kırgızistan çok uzaklarda gibi dursa da günümüzde Pegasus ve THY yolu kısaltmış durumda. Avrupa ya da çok ünlü adalara yaz tatili için gidenler atalarının topraklarını hiç mi merak etmezler?
 

18 Temmuz 2015 Cumartesi

ATA BEYİT VE BALASAGUN’DA TARİHİ YAŞAMAK

Ata yurtlarından edinilen notları paylaşmaya devam ederken bir öneriyi yenilemeden geçemeyeceğim: Eski yurtlarımızı keşfe çıktığınız zaman mutlaka bir bilen ile yol almalısınız. Yolculuk öncesi önerim ise tarihin derinliklerine kısa bir göz atmanız. Ne nedir? Nerededir? Ne zaman hangi olaylar yaşanmıştır? Ve elbette hangi Türk hükümranlığı zamanındadır? Ön bilgi olmazsa olmazlar arasında yer almalıdır. Bir de bu tür gezilere çıkarken bir ekip halindeyseniz TÜRK’e saygı gösteren kişilerden olması oldukça önemlidir.
Manas Heykeli
Kırgızistan’ı keşfetmek istiyorsanız diğer şehirlerine göre ulaşmanın daha kolay olduğu Bişkek ve çevresi ile başlamanızı tavsiye ederim.
Bişkek, Ruslar döneminde 1878 yılında, Bolşevik askeri önderleri Mihail Frunze tarafından kurulmuş bir şehirdir. Hâlâ ayakta bulunan Rus binaları bulunmaktadır. Binalardaki mimari, tipik Rus özellikleri taşımaktadır. Bunlar estetik yapıdan ziyade sağlamlığa önem verilmiş yapılar.
Bişkek sokaklarındaki yolların her iki kıyısında da ağaçlar var ve bu ağaçların hemen dibinde arıklar bulunuyor. Bişkek sokaklarında dolaşırken kaldırımları satan otoparkçılar, tabi bunun da mafyacılığını yapan kimselere rastlamadım. Başkent Bişkek içerisinde büyüklü küçüklü park alanları ve meydanlar var. Gidenler buraları gezmeyi ihmal etmesinler.
Ala-Too meydanında 24 saat nöbet tutuluyor ve değişik kutlamalara ev sahipliği yapıyormuş. Çok yüksek bir MANAS Heykeli de yerleştirilmiş. Bu meydan 50 binden fazla kişiyi alabilirken, önemli tarihlerde yapılan anma gösterileri bu meydanda gerçekleştiriliyormuş…
Şehir içindeki 20 yeşil park arasında birisi de bizden bir isim taşıyor. Mustafa Kemal Atatürk Parkı…
Bişkek üniversite şehri de sayılabilir. Çünkü 18 üniversite, 20 enstitüsü ve 9 akademi faaliyette. Yükseköğrenim kurumları başkentin merkezi ilçelerinde yer alıyor. Şehirde iki tane de Türk üniversitesi var. Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi ve Atatürk Ala Too Üniversitesi…
Bişkek’te son yıllarda Türk müteahhitlerin yaptığı binalar yükseliyor. Beta Stores ismini taşıyan alış veriş merkezi ilk süper market. Vefa Alış Veriş Merkezi ise Türkiye’den gidenlerin en fazla uğradıkları yerlerden birisi.
Ata Beyit Anıt Mezarlığı
Bişkek’te gidilmesi gereken en önemli yerlerden birisi de Ata-Beyit: Baba Mezarı’dır. Şehrin biraz dışında bulunan ve Cengiz Aytmatov’un anıt mezarının da bulunduğu bu alana yapılan ziyaret, insanı biraz duygulandırıyor.
Ata-Beyit’in ziyaret edilmesi sırasında eşlik eden ve burası hakkında önemli bilgiler aktaran Kırgızistan-Manas Üniversitesi Öğretim Üyesi Sayın Cengiz BUYAR Hoca’ya sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Onun verdiği bilgilere göre:
Stalin Döneminde her ülkede ulusal, milli değerlerini ön plana çıkarmaya başlayan elit kesim oluşmaya başlıyor. Haliyle Stalin’de de bu elit kesimler kendi milli devletlerini kuracaklar ve kontrol edemeyeceğiz endişesi oluşuyor. Süreç Moskova’ya bağlı olmadan işlerken Stalin, yeni yapılanmanın Sosyalist-Komünist anlayışla bağımsız devletlere doğru gittiğini görünce hemen kendince tedbir almaya çalışıyor. Ülke genelinde Türk devletlerindeki bu kişileri 3 kişiden oluşan mahkemelerde yargılamaya başlıyorlar. Tabi bu kişileri önceden KGB tespit ediyor. Her şeye bu mahkemeler karar veriyor. Milli değerleri ön plana çıkarmaya çalışan aydınların hepsini bir gecede sorguya çağırttırıyorlar. Topladıkları bu aydınları Moskova’ya götürüyorlar ve yargıladıktan sonra hepsine idam kararı veriyorlar. Daha sonra bu aydınları ülkelerine geri götürüyorlar ve kafalarına kurşun sıkarak idam ediyorlar.
Bişkek’e kamyonlarla getirilen aydınları eski kerpiç dökülen bir yere (Ata-Beyit anıt mezarlığının yakınında bir yer) boşaltıyorlar. O dönemde bu insanların nereye gittiği, ne olduğu, nereye gömüldüğü konusunda kimsenin bilgisi bulunmuyor. Moskova’ya götürülenler arasında Cengiz Aytmatov’un babası Törekul Aytmatov da yer alıyor.
Fakat kimsenin görmediği düşünülürken, öldürülen bu insanların bu yere gömüldüğünü aşağı köyden bir bekçi görüyor ve kimse de fark etmiyor. Bu kişi o dönem kızını çağırıyor ve ona “ben bu olayı şimdi kimseye anlatamam, sen ortam uygun olduğu zaman bunu anlat” diyor. 1989 yılında Sovyetler dağılmaya başladığında bu bekçinin kızı o dönemde Bişkek’te KGB’nin başında bulunan Kırgız olan kişiye gidiyor ve bu olayı anlatıyor. Kış koşullarının hâkim olduğu o zaman bir şey yapılamıyor. 1991 yılında kazı yapılarak gömülen cesetler çıkarılıp DNA testleri yapılıyor. Ata-Beyit ismi verilen bu yere, çıkarılan o cesetler gömülüyor. Cumhurbaşkanı Atabey tarafından burası anıt mezarlık kompleksi haline getiriliyor. Ata-Beyit ismini ise Cengiz Aytmatov veriyor. Vefat ettikten sonra Cengiz Aytmatov’un mezarı da buraya naklediliyor.
Bu anıt mezarlıkta, Kırgızistan’da gerçekleştirmeye çalışılan ayaklanmalarda öldürülen Kırgız Türklerinin mezarları da bulunuyor. Bişkek’e yolu düşenlerin görmeleri gereken yerlerden biri olarak altını çizmek istiyorum.
Bişkek Merkez Camii
 
Bişkek şehri içerisinde ve çevresinde, ibadetlerini yapmak isteyen Müslümanlar için bol miktarda mescit ve cami bulunuyor. Bu sevindirici durum Komünist sistem sona erdikten sonra gerçekleşiyor. Avrupa ülkelerine gidildiğinde, mutlaka tarihi kliseler ne durumda, nasıl ibadet yapılıyor diye ziyaret ediliyor. Bişkek’te de Merkezde büyük bir cami var. Komünist sistemin baskısı nedeniyle tarihi çok eski bir cami olmasa da vakit namazlarında dolup taşan bir cami. Kırgız kardeşlerimizin bizden farkı olmadığını görebileceğimiz yerlerden birisi de camiler.
 
Bişkek içerisinde hediyelik eşya almak isterseniz de Oş pazarına uğramalısınız. Değişik Kırgızistan hatıralarından alabilirsiniz. Kalitesine göre güzel hediyeler var, öneririm. 
BALASAGUN’DA MÜSLÜMANLIĞA ATILAN İLK ADIMLAR  
Bişkek turu tamamlandıktan sonra, yönümüzü, tarih kitaplarında okuduğumuz, hatta o dönemlerde gözünüzün önünde canlandırma fırsatı bile bulamadığımız Balasagun’a çevirebilirsiniz. Yeni bir gün yeni bir başlangıç diyerek çıkılan yol boyunca, ovalar içerisinde ilerlerken, toprağında çalışan köylüleri görüyorsunuz. Türk atlıları savaş hazırlıklarını, avlarını bu topraklar üzerinde gerçekleştirmiş olmalılar! Balasagun’a doğru hızla yol alırken ve atları da görmüşken doludizgin atlarını mahmuzlayan askerlerin gözünüzde canlanmaması mümkün değil.
Burana
Nihayet Balasagun’a ulaştığınızda önünde küçük bir derecik bulunan bir köprünün yanı başına geliyorsunuz. Beklediğiniz ihtişamlı bir eski kent kalıntısı yerine sadece “Burana” adı verilen bir kule ile karşılaşıyorsunuz. Bir de “Balballar”… Yani mezar taşları ile… Ancak kesinlikle görülmeli, tarihin bir dönemine hükmeden Türkler’in yurdunu görmelisiniz.
Balbal-Mezar Taşı
Tarih notlarına göre Balasagun Türk tarihinin unutulmaz başkentlerinden biridir. İpek Yolu üzerinde bulunmuş ve tarihin en etkili ve önemli başkentleri arasında yer alır. Hangi Türk Devletinin başkenti sualini duyar gibiyim. İlk Türk-İslam Devleti olan Karahanlılar…
Tarihçiler derki Türklerin İpek Yolu’nun tek sahibi olduğu dönemde, 9. Yüzyılda kurulan Karahanlılar’ın başkenti olan Balasagun’un, kuruluşundan yıkılışına kadar ilginç bir tarihi vardır. Aslında bu tarihi geçmişe, o dönem itibariyle çok da uzağa götürmeden göz atmak gerekiyor. Şöyleki:
Karahanlılar’ın ataları Karluklar’dır. Varlıklarını 766-1255 yılları arasında sürdürmüşlerdir. İslamiyet’in Batı Türkistan’a gelmesini engelleyen Türkişleri Balasagun’da Karluklar yenmişlerdir. 751 yılında yapılan meşhur Talas Savaşı’na kadar burada Karluk Hanlığını kurmuşlardır. Yağma, Çiğil, Toxsi Türklerinden sonra Karahanlı Devleti kurulmuştur. KARAHANLILAR, İSLAMİYETİ KABUL EDEN İLK TÜRK DEVLETİ OLMA ÖZELLİĞİNİ GÖSTERİR.
Divan-ı Lugat-it Türk’de Karluk halkı için göçebe Türklerden bir bölük adıdır. Oğuzlardan ayrıdırlar, fakat Oğuzlar gibi Türkmenlerdir deniliyor. İlerleyen zamanlarda da Balasagun Çin’den gelen Kara Hıtayların başkenti olmuştur. Moğol istilasının olduğu 1215 yılında da ele geçirilmiştir. Moğollar’ın Gobalılık, Güzelkent adını verdikleri Balasagun, İpekyolu güzergâhı değişince iyice küçülerek 17.yy da terk edilmiştir.
Balasagun'un Eski Hali
Arkeologlara göre aslında Balasagun resimde görüldüğü gibi bir kervansaray şeklinde imiş. Ancak bu bölgedeki yapılaşma yığma kerpiçten yapıldığından, Antik kentler yığın halinde yıkılmış vaziyettedir. Balasagun’da geriye kalan en sağlam yapı Burana adı verilen kuledir. Burana ismi Arapça’dan minare isminden gelir. Bu kule, bu bölgeden geçenler için bir işaret olmuş. Balasagun’a doğru, doğru yolda gidildiğine işaret imiş. Orijinal yüksekliği 40 m kadar, ancak meydana gelen bir depremden sonra üst kısmı yıkılmış, geriye 25 m kadar bir kısım kalmış. Hem minare hem de gözetleme kulesi olarak kullanılmış.
O dönemler canlandırmaya çalışılsa İlk Türk Müslümanların yaşamını merak etmez misiniz?
Burana’nın hemen yakınında ise Karahanlıların mezarlarını gösteren Balballar, mezar taşları bulunuyor. Bu bölge bilim ve sanatın gelişmesinde oldukça önemli rol oynamış. Örneğin, Karluk Türkleri İslam Medeniyetine Çinlilerden aldıkları kâğıt üretimi, ahşap, matbaa ve pusulayı tanıtmışlar. O dönemki Araplar bunları Türklerden öğrenmişler. Başka bir ifadeyle de batı uygarlığına nakli Karluklar sayesinde olmuş. Devlet ve ordu geleneğini yine ilk düzenleyenlerden olmuşlar. Osmanlıdaki Timar sistemini ilk uygulayanlar Karahanlılar. Aş evleri, hastaneleri ilk yapanlar olurken, Arapça ve Farsça’nın etkisinden uzak bir kültür iklimi geliştirmeyi başarmışlar.
Tarihi kaynaklardan yararlanılınca görülecek ki Türkçe’nin ilk resmi dil olarak kullanımı Balasagun’da olmuş ve Uygur alfabesini kabul etmişler. Bu coğrafyada Kutadgu Bilig (Mutluluk veren bilgi)’in yazarı Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut gibi çok değerli araştırmacı ve düşünürler yetişmiş.
Balasagun’un tarih açısından önemine tarihçi olmadığım için daha da fazla girmenin manası bulunmuyor. Ancak Balasagun günümüzde açık hava müzesi durumundadır.
Gönül diyor ki resimde görüldüğü şekilde eski Balasagun tarihi dokuya göre restore edilse, toprak altında kalanlar gün yüzüne çıkarılsa. İslamiyet’i Türklerle buluşturan bu açık hava müzesi daha intizamlı olsa. Küçük, dar ve güvensiz bir müze görünümündeki küçük kulübe daha büyük ve daha zengin hale getirilse.
Balasagun'dan Çıkarılmış Türklere Ait Kalıntılar
Küçük müzede sergilenen o dönem kullanılan askerlerin zırhları, bıçakları, ok uçları, değişik savaş malzemeleri, topraktan altından çıkarılan tarihin o dönemine ışık tutan diğer kalıntıların Antik dönem Roma kalıntılarından farksız. Ya da diğer tarihi kalıntılara verilen önem Türklere ait olanlarına da verilmelidir.
Biliyoruz ki TİKA Türklerin geçtikleri yerlerdeki bazı hatıraları canlandırmaya çalışıyorlar. Bu ilginin artarak belli plan dâhilinde devam etmesi gerekiyor. Balasagun’daki bu müze ve toprak altındaki kalıntı bunlardan sadece birisidir.  
Not: Ahmet Yeşiltepe’nin Zaman Yolcusu Türklerin İzinde Programı’nın Balasagun kısmından yararlanılmıştır.

29 Mayıs 2015 Cuma

KIRGIZİSTAN’DA GEZİLECEK-GÖRÜLECEK YERLER

Gençliğimizde hafızamıza nakşetmiş Türk Yurdu özlemini giderebilmek için düştük yollara. At sırtında veya yaya olarak değil, Türk Hava Yolları ayrıcalığıyla ulaştık Kutadgu Bilig’in yazarının memleketine.
Hafızamı zorlayınca tarih kitaplarından geriye kalan Çin’in ve iklim koşullarının zorlamasıyla oluşan Kavimler Göçü, Hunlar, Aral Gölü, Don ve Volga nehirleri, Talas Savaşı, Müslümanlığa geçiş, Balasagun, Issık Göl, Tanrı Dağları, Amuderya, Siriderya, Bilge Kağan, Orhun, Hoca Ahmet Yesevi derken tarih ve mekan gözetmeksizin birçok önemli nokta canlanır gözümün önünde. Görmek? Nihayet nasip oldu.
Kırgızistan Haritası
Türk yurdu ziyaretlerime Kırgızistan ile başladım. Şehrin Kuzey-Batısı’nda bulunan Manas Uluslararası Havaalanı’na ayak basar basmaz benliğimi saran heyecan, tertemiz havayı teneffüs ederek başladı.
Yolu düşeceklere hemen belirteyim, Türkiye’de olduğu gibi hava trafiğinin yoğun olduğu bir havaalanı beklemeyin. Sabahın ilk ışıklarıyla birkaç Rus uçağı, uçuş sırasını bekleyen Pegasus ve Türk Hava Yollarına ait birkaç uçağın olduğunu görürsünüz.
Havaalanı’ndan şehrin merkezine doğru ilerlerken ve dümdüz ovadan geçerken gözünüzün alabildiği uzaklarda sıralanmış dağları göreceksiniz. Yanınızda Kırgız birisi varsa başlayacaksınız sormaya, bu dağların ismi nedir? Beklediğiniz ve duyduğunuz cevap Tanrı Dağları (Tien-Şan).
Tavsiyem, Kırgızistan’da gezilip görülecek yerler konusunda ve elbette atalarımızın bastığı toprakları merakla, önceden mutlaka araştırma yapmanızı öneririm.
Ülkenin Kuzeyinde Kazakistan bulunuyor. Ülkenin Doğu ve Güneydoğusunda Doğu Türkistan’dan dolayı içimizi acıtan, dertlendiren, kurtulmaları için dualar ettiğimiz Çin yer alıyor. Kırgızistan’ın batısında ise neden sorun yaşanıyor, farkımız nedir ki küssünüz dediğimiz Özbekistan var. Güney ve Güneybatıda ise bir başka Türk yurdu Tacikistan.
Yol boyu giderken geçip gittiğiniz ovaya kanıp da ne güzel, her yer dümdüz düşüncesine kapılmayın. Kırgızistan çok önemli bir kısmını dağlar oluşturuyor. Ancak ülke 3 bin civarında göle sahip. Bunların en önemlisi mutlaka gidip görmeniz gereken bir krater gölü olan Issık Göl’dür. Diğer önemlileri ise Son Göl ve Çatır Göl’dür.
Başkent, 1878 yılında Ruslar tarafından kurulmuş Bişkek’tir. Kırgızistan, sonradan kurulmuş ve özel bir statü verilen Bişkek haricinde “obslat” adı verilen 7 ayrı bölgeden oluşmaktır. Bunlar:
Çuy: Kant, Karabalta, Tokmak
Issık Göl: Karakol, Balıkçı, Çolponata
Narın: Narın
Talas: Talas
Celalabad: Celalabad, Maylı-Suu, Taşkömür; Kokyangak
Oş: Oş, Kızılkıya, Sülükta, Özgön, Karasuu
Batken: Batken, Çonkara, Kaydarkan, Çek ve Cancer

Manas Heykeli
Bişkek yakınlarından başlayarak gezilip görülmesi gereken yerleri isterseniz özet halinde şu şekilde sıralayalım:
1. Ala Archa Milli Parkı
2. Zafer Meydanı
3. Güzel Sanatlar Müzesi
4. Mikail Frunze Müzesi
5. Şehrin Ana Meydanı, Alla-Too
6. Filarmoni
7. Manas Heykeli
8. Oş Pazarı
9. Ata Beyit (Cengiz Aytmatov’un anıt mezarının da  bulunduğu yer)
10. Bişkek Merkez Camii
11. Balasagun (Karahanlıların ilk başkenti)
12. Burana Kalesi, Balasagun’da (Tokmak şehri yakınlarında)
13. Issık Göl, Karakol şehrinde
14. Karakol Vadisi
15. Narın Şehri
16. Taş Rabat, Narın’da
17. Son Göl, Bişkek’e oldukça uzak bir yerde bulunuyor
18. Talas Şehri
19. Celal-Abad şehri
20. İmam Serahsi Türbesi, Özgen’de
21. Oş Şehri
22. Süleyman Dağı, Oş’da
23. Babür Şah’ın evi, Oş’da
24. Fergana Vadisi, Oş’da
      Kırgızistan keşfine isterseniz Başkent Bişkek ile başlayabiliriz. Şehirde dolaşırken Ruslar döneminde yapılmış ve herhangi bir estetikleri olmasa da hala zamana direnmeye çalışan eski binaları göreceksiniz. Bir başkentte olmanıza rağmen, Avrupa ülkelerinde olan düzeni de aramayınız. Çünkü ekonomik anlamda oldukça fakir bir ülkedesiniz.
Ruslar döneminde şehir belli bir plan dahilinde kurulmuş. Yolların her iki yanında ağaçlar vardır ve bu ağaçların sulanabilmesi için Türkiye’de olduğu gibi arıklar vardır. “Arık” denilince, bu ifade aynı anlamlarda Kırgızistan’da da kullanılmaktadır.
Şehir içinde toplu taşıma olarak dolmuşlar, elektrikli otobüsler ve taksiler çalışıyor. Trafik biraz karmaşık durumda. Herkes kurallara uymaya çalışıyor. Bazı ilginç uygulamalar da bulunuyor.

Yazıya şimdilik bu kadar diyerek fazla uzatmamak adına son veriyorum. Ancak ata yurdundan notlarımı ve izlenimlerimi aktarmaya devam edeceğim.